Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Bertrand Russell

Klasik Gelenek

Bertrand Russell Kimdir?

 

Bertrand Russell, 1872’de Ravenscrafl'ta (Galler) doğdu. 1890-5 arasında Cambridge'de matematik ve felsefe öğrenimi gördükten sonra, ayın üniversitede 1916'ya değin ders verdi. Bu tarihte, barışçı etkinliklerinden ötürü çarptırıldığı altı aylık hapis cezasının ardından öğretim görevine sona erdirildi. Avrupa'nın çeşitli bölgelerine, ABD'ye. SSCB'ye, Çin'e, Avustralya'ya gitti, konferanslar ve dersler verdi. 1944'te Cambridge'e döndü, Trinity College'a yeniden seçildi. Russell'ın en özgün ve önemli katkısı bilgi felsefesi alanındadır. Çok verimli bir yazar olarak matematikten, felsefe tarihine, evlilik ve ahlak’tan mistisizm ve mantığa, oldukça geniş bir yelpazede yapıtlar üretti. Yaşamının son yıllarında daha çok insanlık sorunlarıyla ilgilendi. Nükleer bombaya karşı çıktı, Jean-Paul Sartre’la birlikte Russell Mah- kemesi'i kurarak Vietnam'da işlenen savaş suçları ve Latin Amerika’daki bastırma hareketi üzerine soruşturma açtı. 1962'de yaşama veda etti. 

 


Günümüzdeki Eğilimler 

 

Felsefe, çok eski çağlardan beri, öğrenmenin herhangi bir dalına oranla daha çok şeye göz dikmiş daha az şey elde etmiştir. Daha Thales'in her şeyin su olduğunu söylemesinden beri filozoflar, şeylerin tümünü kapsayan ivedi savlara yönelmişler; ve yine Anaximandros'un Thales'e karşı çıkışından beri, başka filozoflardan da ivedi karşı çıkmalar gelmiştir. Bu hoşa gitmeyen durumun bir sona erdirilebileceği zamanın artık geldiğini sanıyorum. Buradaki konuşmalar dizisinde, herşeyden önce kimi özel sorunları örnek vererek, filozofların savlarının nerelerde aşırıya kaçtığını ve başarılarının niçin daha büyük olmadığını belirtmeye çalışacağını. Ben, felsefenin sorunlarıyla yönteminin bütün okullarca yanlış anlaşıldığına, onun geleneksel sorunlarının birçoğunun elimizdeki bilgi olanaklarıyla çözülemeyeceğine, buna karşın, daha çok savsaklanmış fakat daha az önemli olmayan sorunların, büyük bir sabır ve daha uygun bir yöntemle, en ileri bilimlerin erişebildiği kesinlik ve doğrulukla çözülebileceğine inanıyorum. Günümüz felsefesinde, çokluk aynı filozofta değişik oranlarda bir araya gelmiş, ancak öz ve eğilim bakımından birbirinden ayrı başlıca üç tür saptayabiliriz. Bunlardan, klasik gelenek adını vereceğim birincisi ana çizgileriyle Kant ve Hegel'den gelir; Platon'dan beri gelen büyük kumcu (constructive) filozofların yöntem ve yargılarını günümüz gereksemelerine uydurma girişiminin örneğidir. Evrimcilik denebilecek ikinci tür ana çizgilerini Darwin'den türetmiştir ve felsefedeki ilk örneği Herbert Spencer sayılabilir; fakat son günlerde özellikle William James ve Belgson'da, Herbert Spenceı'deki- ne bakışla çok daha atılgan ve yenilikler bakımından çok daha araştırıcı oldu. Daha iyi bir ad bulunamaması yüzünden "mantıksal atomculuk" denebilecek üçüncü tür ise felsefeye, matematiğin eleştirel araştırılması yoluyla girdi. Savunmasını yapmak istediğim bu felsefe türünün içten yandaşlarının sayısı henüz azdır, ancak başlangıcını Harward'a borçlu olan "yeni gerçekçilik" onun özünden çok şey almıştır. Kanımca o, fiziğe Galileo'nun getirdiğiyle aynı türden bir ilerlemenin örneğidir: imgelemin verdiği bir tür çekiciliğin desteklediği. sınanmış bir sürü genellemeler yerine, parça parça, ayrıntılı ve doğallanabilir sonuçların konması. Ancak bu yeni felsefenin savunduğu yenilikleri anlayabilmemiz için, önce onun çatıştığı öteki iki türü kısaca inceleyip eleştirmemiz gerek. 

 

Klasik Gelenek 

 

Yirmi yıl önce klasik gelenek, ona karşı çıkan İngiliz deneycilerini (empiricists) yenmiş, Anglosakson üniversitelerinde hemen hemen tartışılmaz bir etki sürdürüyordu. Günümüzde alan yitirmekte olmasına karşın, en ünlü öğreticilerin birçoğu yine de ona bağlıdır. Fransız eğitiminde de, Bay Bergson'a karşın, kendine karşı çıkanların toplamından daha güçlüdür; ve Almanya'da birçok güçlü savunucuları vardır. Nedir ki, bir bütün olarak, gittikçe düşen bir gücün örneğidir ve kendini çağın eğilimine uydurmakta başarısızlığa uğramıştır. Onu savunanlar genellikle, bilimden esinlenenlerden çok, felsefe-dışı bilgileri edebiyat alanından olanlardır. Onun karşısına usavurmanın kanıtları dışında kimi genel düşünsel güçler de çıkar, bunlar geçmişin öteki büyük bireşimlerini (syntheses) kırmakta, ve atalarımızın, tartışmasız inancın parlak gün ışığında yürüdükleri yerde günümüz insanını şaşkınlaşmış bir topluluk yapmakta olan aynı genel güçlerdir. Klasik geleneği ortaya çıkaran ilk dürtü, Yunan filozoflarının, usavurmanın üstün gücüne olan inançlarıdır. Geometrinin bulunuşu onları sarhoş etmiş ve onun önsel (a priori) tümdengelimsel yöntemi evrensel bir uygulamaya elverişli görünmüştü. Örneğin, gerçeğin tek olduğunu, değişmenin olmadığını, duyu dünyasının yalnızca bir kuruntu dünyası olduğunu kanıtlayabiliyorlardı; usavurmalarının doğruluğuna inandıkları için, vardıkları sonuçların olağan dişiliği onları kuşkuya düşürmüyordu. Böylece artık yalnızca düşünceyle, gerçeğin tümünü içine alan en şaşırtıcı ve önemli doğruların, hiçbir karşıt düşüncenin sarsamayacağı sağlamlıkta saptanabileceğine inanılır oldu. İlk filozoflardaki yaşamsal dürtü yok olmaya doğru gittikçe onun yerini, Ortaçağda ve hemen de günümüze dek, dizgesel tanrıbilim (systematic theology) ile güçlenen yetke ve gelenek aldı. Çağdaş felsefe, Descartes'tan sonra da, Ortaçağdaki gibi yetkeye bağlı olmamakla birlikte, yine de Aristoteles'çe mantığı eleştirisiz olarak kabul ediyordu. Üstelik, Büyük Britanya dışında, önsel usavurmanın evrenin başka yoldan erişilemeyecek gizlerini açıkladığına ve gerçeğin, doğrudan gözlemle görüldüğünden büsbütün başka birşey olduğunu tanıtladığına da inanılıyordu. Ben, klasik geleneğin ayırt edici niteliğinin ve şimdiye dek felsefede bilimsel bir tutuma karşı çıkan başlıca engelin, bu inançtan doğan herhangi bir öğreti değil de bu inancın kendisi olduğu görüşündeyim. 

Klasik gelenekte somutlaşan felsefenin doğası, aydınlatıcı özel bir örnekle daha açık kılınabilir. Bu amaçla bir an için, bu okulun İngiltere'deki belki de en üstün örneği olan Bay Bradley'in öğretilerini ele alalım. B. Bradley'in Appearance and Reality (Görünüş ve Gerçek) adlı yapıtı iki bölümden oluşan bir kitaptır, birincisi Görünüş İkincisi de Gerçek. Birinci bölüm günlük dünyayı yapan hemen herşeyi inceleyip çürütür: nesneler ve nitelikler, bağıntılar, uzam ve zaman değişme, nedensellik, etkinlik ve ben (self). Bütün bunlar, bir anlamda gerçeği niteleyen olgular olmalarına karşın, göründükleri gibi gerçek değildirler. Gerçek olan, bir tek, bölünmez, zaman-dışı bir bütündür, buna Saltık denir, bir anlamda tinseldir, fakat bizim tanıdığımız biçimleriyle ruhlardan ya da düşünce ve istençten oluşmaz. Ve bütün bunlar, yalnızca görünüş olma düzeyine indirilen kategorilerde iç-çelişkiler bulmak ve sonunda gerçek olduğuna karar verilecek Saltık türüne karşı kabul edilebilir bir seçenek bırakmamak savında olan soyut mantıksal usavurmayla sağlanmıştır. 

 

Kısa bir örnek Bradley'in yöntemini aydınlatmaya yeter. Dünya birbiriyle türlü bağıntılar içinde olan birçok şeylerle dolu görünür: sağ ve sol, önce ve sonra, baba ve oğul vb. Ancak B. Bradley'e göre, inceleme sonucunda bağıntıların iç- çelişkili ve bu yüzden de olanaksız oldukları anlaşılmıştır. Önce, eğer bağıntılar olsaydı, bunların bağıntılarını kurduğu niteliklerin de bulunması gerektiğini ileri sürer, usavurmasının bu bölümü üzerinde durmamıza gerek yok. Sonra sürdürür: 
"Ancak öte yandan da, bağıntıların nitelikleri için ne olduğu da anlaşılmaz bir şeydir. Eğer bağıntı nitelikler için bir şey değilse, nitelikler bağıntılı değil demektir; bu durumda, gördüğümüz gibi, onlar nitelik olmaktan çıkarlar ve bağıntıları da bir yok-varlık olur. Ancak bağıntı niteliklerin bir şeyi olacaksa, o zaman da açıkça, yeni bir bağlayıcı bağıntı aramak gerekiyor. Çünkü bağıntı, terimlerinden birinin ya da ikisinin birden yalnızca sıfatı olamaz; ya da en azından, böylesi savunulamaz gibi görünür. Ve, kendisi bir şey olduğuna göre, eğer terimlerle kendisinin bir bağıntısı yoksa, onlar için bir şey olmasının anlaşılır bir yanı var mı? Ancak burada da yeniden bir umutsuz sürecin anaforuna kapılırız, çünkü, uçları bulunmayan yeni bağıntılar bulmaya zorlanmış oluruz. Bağlar bir bağla birleştirilmiştir ve bu birleştirici bağ da yine iki uçlu bir bağdır; ve bu uçlardan ikisi için de kendilerini eski bağa bağlayacak yeni bir bağ gerekli. Sorum, bağıntının kendi nitelikleri için ne olduğudur ve bu sonunun çözümü yoktur. (Appearance and Reality s: 32-33) Bu usavurmayı ayrıntılı olarak incelemek ya da benim düşünceme göre yanlışlığın tam hangi noktada bulunduğunu göstermek yoluna gitmeyeceğim. Bunu yalnızca bir yöntem örneği olarak aldım. Sanırım pek çok kimse kabul eder ki bu usavurma inandırmak değil de şaşkınlık yaratmak üzere kurulmuştur. Çünkü çok ince, soyut ve zor bir usavurmada, dünyadaki şeylerin birbiriyle ilişkili olması gibi anlaşılabilir bir olguda bulunabilecek olandan daha çok yanlış bulunması olasılığı vardır. Hemen hemen tek bildikleri bilim geometri olan eski Yunanlılar için, usavurmayı en inanılmaz sonuçlara götürdüğü zaman bile isteyerek izlemek olabilirdi. Fakat deneyim ve gözlem yöntemlerimizle, önsel yanlışların deneysel (empirical) bilimle nasıl çürütüldüğünün uzun tarihi üzerindeki bilgimizle, bizim için, vargısı apaçık olgularla çelişkiye düşen bir çıkarımın doğruluğundan şüphelenmek doğaldır. Bu şüpheyi çok ileri götürmek kolaydır, ve ortada bir yanlış olduğunda bunun gerçek doğasını bulup çıkarmak, eğer buna olanak varsa, istenir bir şeydir. Ancak deneysel görünüş diyebileceğimiz şeyin birçok eğitimli kimselerin düşünce alışkanlığının bir bölümü olduğu kuşkusuzdur; işte herhangi belli bir kanıttan çok bu durumdur ki, klasik geleneğin felsefe öğrenenler ve genellikle eğitim görmüş kimseler üzerindeki etkisini azaltmıştır…

 

 

 

Russell, Bertrand, and Vehbi Hacıkadiroğlu. Dış dünya üzerine bilgimiz. Kabalcı Yayınevi, 1996.

Bertrand Russell Kimdir?
Site Haritası
© Copyright 2020 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri