Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Edward W. Said

Edward W. Said Kimdir?

 

Kudüs dogumlu olan Edward W. Said (1935-2003) Kahire Victoria Kolejinde, Massachusetts Mount Hermon School' da ve Princeton ile Harvard Üniversitelerinde eğitim görmüştür. 1963'ten itibaren Columbia üniversitesi'nde İngilizce ve karşılaştırmalı edebiyat dersleri verdi. 1974'te Harvard' da Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümünde konuk ögretim üyesi olarak, 1975-76'da Stanford Davranış Bilimleri Araştırmalar Merkezinde burslu araştırmacı olarak, 1979' da da Johns Hopkins Üniversitesinde Beşeri Bilimler Bölümünde konuk ögretim üyesi olarak bulundu. Arab Studies Quarterly'de editörlük yaptı; New York'taki Dış ilişkiler Konseyi, Amerikan Sanatlar Akademisi ve PEN yönetim kurulu üyeliklerini yürüttü. 1976'da Harvard Üniversitesi Bowdoin Ödülünü, 1994'te de Lionel Trilling Ödülünü aldı. Kitapları arasında, Joseph Conrad and the Fiction of Autobiography; The Question of Palestine; The World, The Text and The Critic; Medyada Islam (çev. Aysun Babacan, Metis, 2008); After the Last Sky; Kültür ve Emperyalizm (çev. Necmiye Alpay, Hil, 1999); Entelektüel (çev. Tuncay Birkan, Aynntl, 1995); Hümanizm ve Demokratik Eleştiri (çev. Osman Akınhay, Agora, 2004); Geç Dönem Oslubu (çev. Özge Çelik, Metis. 2008); Başlangıçlar: Niyet ve Yöntem (çev. F. Burak Aydar, Metis, 2009) ve bir otobiyografi olan Yersiz Yurtsuz (çev. Aylin Ülçer, Iletişim, i003) sayılabilir. 

 


Orientalism 

I.

1975-76'daki korkunç iç savaş sırasında Beyrut'ta bulunan bir Fransız gazeteci, yerle bir olmuş kent merkezi için·, "burası bir zamanlar Chateaubriand ile Nerval'in Şark'ına ... aitmiş gibi görünürdü"diye yazmıştı yana yakıla. Beyrut konusunda haklıydı tabii, hele bir Avrupalı olduğu düşünülürse. Şark neredeyse tümden Avrupa'ya özgü bir buluştu; antikçağdan beri, gönül maceralarının, egzotik varlıkların, akıldan çıkmayan anılarla görünümlerin, olağanüstü deneyimlerin mekanı olagelmişti. Artık yok oluyordu; bir anlamda yok olmuştu bile, vadesi dolmuştu. Bu süreçte Şarkhlara ait bir şeylerin de tehlikede olduğu, Şarklıların Chateaubriand ile Nerval'in zamanında da orada yaşamış olduğu, şimdi acı çekenin onlar olduğu, kayda değer bulunmamıştı belki de; Avrupalı ziyaretçi için esas olan, Şark ile onun bugünkü yazgısının Avrupa'ya özgü bir temsil biçimiydi, gazeteci ile Fransız okurlan açısından bunların ikisinin de özel bir toplumsal anlamı vardı. Amerikalılar Şark için aynı şeyi hissetmeyecektir; onlar için Şark, bambaşka bir biçimde, Uzakdoğu'yla (temelde Çin ve Japonya'yla) bağlantılıdır daha çok. Amerikalılardan farklı olarak Fransızlarla İngilizlerin -onlarınki kadar güçlü olmasa da, Almanların, Rusların, İspanyolların, Portekizlilerin, İtalyanların, İsviçrelilerin- benim Şarkiyatçılık diyeceğim köklü bir gelenekler Şark'ın Avrupa-Batı deneyimindeki özel yerine dayanan bir Şark’la uzlaşma biçimleri vardır. Şark, Avrupa'nın sadece komşusu değildir; Avrupa'nın en büyük, en zengin, en eski sömürgelerinin mekanı, uygarlıkları ile dillerinin kaynağı, kültürel rakibi, en derin, en sık yinelenen Öteki imgelerinden biridir. Aynca, Şark, onun karşıt imgesi, düşüncesi, kimliği, deneyimi olarak Avrupa'nın (ya da Batı'nın) tanımlanmasına yardımcı olmuştur. Ne ki, bu Şarkların hiç biri salt imgelerinde yaratılmış değildir. Şark, Avrupa'nın maddi uygarlığı ile kültürünün bütünleyici bir parçasıdır. Şarkiyatçılık bu bütünleyici parçayı, kültür, hatta ideoloji düzleminde, bir söylem biçimi olarak -bu söylemi destekleyen kurumlarla, sözcük dağarcığıyla, araştırmalarla, imge dağarcığıyla, öğretilerle, hatta sömürge bürokrasileri ve sömürge biçemleriyle birlikte dile getirir, temsil eder. Amerika'nın Şark anlayışının ise tersine, -yakın dönemdeki Japonya, Kore, Güneydoğu Asya maceralarımızın şimdilerde daha ölçülü, daha gerçekçi bir " Şark" bilinci yaratması gerekiyorsa da- Avrupa'nın Şark anlayışınınki gibi bir düşünsel yoğunluğu olmayacaktır. Dahası, Amerika'nın Yakındoğu'daki (Ortadoğu'daki) alabildiğine yaygın siyasal, iktisadi etkinliği Şark anlayışımıza büyük ölçüde damgasını vurmuştur. Okur, "Şarkiyatçılık" derken, birbirine bağlı olduğunu düşündüğüm birkaç şeyi birden kastettiğimi anlayacaktır (ilerki birkaç sayfada daha açık hale gelecek bu). Şarkiyatçılık, en kolay kabul gören nitelemeye göre, akademik bir şeydir; bu etiket birtakım akademik kuruluşlarda hala kullanılıyor. İster özel ister genel yönleriyle uğraşsın -antropolog, sosyolog, tarihçi ya da filolog olması fark etmez- Şark hakkında yazan, ders veren ya da Şark'ı araştıran kişi Şarkiyatçıdır, yaptığı iş de Şarkiyatçılıktır. Şark araştırmaları ya da bölge araştırmalarıyla karşılaştığında Şarkiyatçılık teriminin -hem çok muğlak ve genel olmasından hem de ondokuzuncu yüzyıl ile yirminci yüzyıl başı Avrupa sömürgeciliğinin kibirli yönetici tutumunu anıştırmasından ötürü- mütehassıslarca pek yeğlenmediği doğrudur. Ne var ki, yeni ya da eski usul Şarkiyatçılar, konunun önde gelen yetkeleri olarak, ana konusu "Şark" olan kitaplar yazıyor, kongreler düzenliyor. Önemli olan, varlığını eskisi gibi sürdürmese de Şarkiyatçılığın, akademik dünyada, Şark ile Şarklıya ilişkin öğretileri ve savları aracılığıyla yaşanasıdır.Kazanımları, dönüşümleri, ihtisaslaşmaları ve aktarımlarıyla kısmen elinizdeki çalışmaya konu olan bu akademik gelenekle bağlantılı, daha genel bir anlamı da vardır Şarkiyatçılığın. Şarkiyat, "Şark" ile (çoğu zaman) "Garp" arasındaki antolajik ve epistemolojik ayrıma dayanan bir düşünme biçemidir. Aralarında ozanların, romancıların, felsefecilerin, siyaset kuramcılarının, iktisatçıların, imparatorluk yöneticilerinin de olduğu kalabalık bir yazar topluluğu, Şark'a, Şark’ın insanına, törelerine, "aklına", yazgısına vb. ilişkin kuramları, destanları, romanları, toplum betimlemelerini, siyasal kayıtları işleyip inceltirken, Doğu ile Batı arasındaki temel ayrımını başlangıç noktası saymıştır. Bu Şarkiyatçılık Aiskhylosıa, diyelim Victor Hugo'yu, Dante’yi, Karl Marx'ı bir araya getirebilir. 


Şarkiyatçılığın akademik anlamı ile az çok imgelemle yaratılmış anlamı arasındaki etkileşim kesintisizdir; onsekizinci yüzyıldan   beri bu iki anlam arasında, dikkate değer ölçüde, denetlenen -hatta düzenlenen- bir alışveriş süregelmektedir. Şimdi Şarkiyatçılığın, diğer ikisine göre daha tarihsel; daha somut bir tanımı olan üçüncü bir anlamına geliyorum. Kabaca   belirlenmiş bir başlangıç noktası olarak onsekizinci yüzyıl sonu alınırsa, Şarkiyatçılık, Şark'la -Şark hakkında saptamalar yaparak, ona ilişkin görüşleri meşrulaştırarak, onu betimleyerek, öğreterek, oraya yerleşerek, onu yöneterek- uğraşan ortak kurum olarak, kısacası Şark'a egemen olmakta, Şark'ı yeniden yapılandırmakta, Şark üzerinde yetke kurmakta kullanılan bir Batı biçemi olarak incelenebilir, çözümlenebilir. Burada, Şarkiyatçılığın ne olduğunu anlamak için, Michel Foucault'nun L'Archeologie du savoir (Bilginin Arkeolojisi) ile Surveiller et punir'de (Hapishanenin Doğuşu) tanımladığı söylem kavramını kullanmanın işe yarayacağını düşündüm. Savım şu: Şarkiyatçılık bir söylem olarak incelenmedikçe, Aydınlanma sonrasında Avrupa kültürünün Şark'ı siyasal, sosyolojik, askeri, ideolojik, bilim-sel, imgesel olarak çekip çevirebilmesini -hatta üretebilmesini- sağlayan o müthiş sistemli disiplinin anlaşılması olanaksızdır. Dahası, Şarkiyatçılığın öylesine yetkin bir konumu vardı ki, bence Şark'a ilişkin yazan, düşünen, eyleyen hiç kimse, bu işleri, Şarkiyatçılığın düşünce ile eyleme dayattığı sınırlamalan hesaba katmaksızın yapamazdı. Kısacası Şark, Şarkiyatçılık yüzünden bağımsız bir düşünme ya da eyleme nesnesi olamadı (hala da değil). Bu, Şarkiyatçılığın Şark hakkında söylenebilecekleri tek yönlü olarak belirlediği anlamına gelmiyor; bütün bir çıkar ağının, "Şark" denen özel bütünlüğün söz konusu olduğu her durumda etkili (dolayısıyla bağlayıcı) olduğu anlamına geliyor. Bu kitapta ortaya konmaya çalışılan şey de bunun nasıl gerçekleştiği olacak. Ayrıca Avrupa kültürünün gücünü ve kimliğini, kendini bir tür ikamesi, hatta yeraltı benliği olan Şark karşısında konumlandırarak kazanmış olduğu da gösterilmeye çalışılacak. Tarih ve kültür açısından bakıldığında, Fransızlarla İngilizlerin Şark'a müdahaleleri ile -İkinci Dünya Savaşı sonrası başlayan Amerikan hakimiyeti dönemine değin- diğer Avrupa ve Atlantik güçlerinin Şark'a müdahaleleri arasında niteliksel olduğu kadar niceliksel bir fark da var. Dolayısıyla Şarkiyatçılıktan söz etmek, yalnız onlara özgü olmasa da, öncelikle İngilizler ile Fransızlara ait bir kültürel girişimden, bir tasarıdan söz etmektir; bu tasarı, farklı yönleriyle, imgelemin kendisi, tüm Hindistan ile· Doğu Akdeniz, Kutsal Kitap ile kutsal topraklar, baharat ticareti, sömürge orduları ile uzun bir sömürge yönetimi geleneği, korkunç bir araştırma birikimi, sayısız Şark "uzmanı", "ustası", bir Şark hocalığı, "Şark"a ilişkin karmaşık bir fikirler dizisi (Şark zorbalığı, şaşaası, acımasızlığı, şehveti), yerel Avrupa kullanımı için ehlileştirilmiş pek çok Doğu mezhebi, felsefesi, bilgeliği... diye uzayıp giden neredeyse bitimsiz bir listedeki başka başka çalışma alanları içerir. Ben Şarkiyatçılığın, Ingiltere ve Fransa ile Şark arasındaki (aslında, ondokuzuncu yüzyıl başına değin yalnız Hindistan ile kutsal topraklan kapsayan bir Şark arasındaki) özel yakınlıktan kaynaklandığı düşüncesindeyim. Ondokuzuncu yüzyıl başından Ikinci Dünya Savaşının sonuna değin, Şark ile Şarkiyatçılıkta Fransa ile İngiltere egemendi; İkinci Dünya Savaşından sonra Şark'a Amerika egemen oldu, eskiden Fransa ile Ingiltere'nin yaklaştığı gibi yaklaştı Şark'a. İtici gücü -Garp'ın (İngilizlerin, Fransızların, Amerikalıların) Şark karşısındaki görece büyük gücünü pekiştirip dursa da- son derece üretici olan bu yakınlıktan, Şarkiyatçı dediğim yüklü metinler bütünü doğdu. Baştan söylemem gerek, pek çok kitabı, yazarı inceledim, ama incelediklerimden çok daha fazlasını çalışmanın dışında tutmak zorunda kaldım. Ancak, benim savlarım, ne her şeyi kapsayan bir "Şark'a ilişkin metinler" kataloğuna ne de bir araya gelmekle Şarkiyatçılığın geleneksel ölçütlerini oluşturan, güzelce sınırlandırılmış bir metin, yazar, düşünce öbeğine dayanıyor.. Bunların yerine, bu Girişte ortaya konan bir dizi genellemeyle bir bakıma omurgasını oluşturduğum farklı bir yöntem bilimsel seçeneğe dayanıyor çalışmam; şimdi çözümleyerek, ayrıntılarıyla ele alacağım şey de bu genellemeler olacak. 

 

 

Said, Edward W. Şarkiyatçılık: Batı'nın şark anlayışları. Metis yayınları, 2006.

Edward W. Said Kimdir?
Site Haritası
© Copyright 2020 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri