Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Erich Fromm Kimdir?

Sevmek Bir Sanat Mıdır?

Erich Fromm Kimdir?

 

Erich Fromm, Frankfurt eleştirel teori okulu ile ilişkilendirilen bir Alman sosyal psikolog ve psikanalisttir. Özgürlüğün insan doğasının temel bir parçası olduğu kavramını geliştirdiği ve Sigmund Freud'un teorilerine meydan okuması ile ismi daha fazla anılır olmuştur. Fromm, 23 Mart 1900'de Frankfurt'ta dünyaya gelmiştir. 14 yaşında iken, Fromm, I. Dünya Savaşı'nın başlamasından ağır bir şekilde etkilenmiş ve grup davranışlarına güçlü bir ilgi göstermeye başlamıştır. Sigmund Freud ve Karl Marx da dahil olmak üzere önemli düşünürlerin yazılarında sorularına cevap aramaya başlamasıyla teorisinin temellerini atmaya başlamıştır.

 

Sevmek Bir Sanat Mıdır?

 

Sevmek bir sanat mıdır? Öyleyse eğer, bilgi ve çabaya gereksinimi vardır. Yoksa sevgi, kaderin bir lütfuyla şanslı olanlarımızın «kapıldığı» tatlı bir duygu mudur? Şüphesiz büyük çoğunluk ikinci önermeye inanmaktadır. Oysa bu kitap, birinci önerme temeline oturtulmuştur.Hiç kimsede sevginin önemsiz olduğuna ilişkin bir kanı yoktur. Onun açlığını çekerler, sinemalarda mutlu ya da mutsuz aşk hikayeleri izlerler, yüzlerce niteliksiz aşk şarkıları dinlerler. Buna rağmen, pek azı sevgiye ilişkin birşeyler öğrenmenin gerekli olduğunu düşünür. Bu Özel tutum, kişiyi ya tek basma ya da toplu olarak;, böyle düşünmeye yönelten birçok öncülün üstünde yükselmektedir. Birçok kişi ,sevme sorununu ilkel bir biçimde ele almakta, kendi sevebilme gücünden, sevme ediminden çok sevilme olarak görmektedir. Onlar için sorun, nasıl sevilebilecekleri, nasıl sevimli olabilecekleridir. Bu amaçlarını gerçekleştirmek için çeşitli yollar denerler. Özellikle erkeklerin kullandığı bu yollardan biri, güçlü olmak, toplumsal konumlarının elverdiği oranda güçlü ve paralı olmaktır, Kadınların başvurdukları bir yol ise, endamına, giyimine özen göstererek çekici olmaktır. Kibar olmak, ilgi çekici konuşmalar yapmak, yardımsever, alçakgönüllü görünüp kimseyi incitmemek, kendilerini çekici kılmak için kadın ve erkeklerin birlikte başvurdukları diğer yollardır. Sevimli olmak için yapılanların çoğu, başarılı olmak «dost kazanmak ve başkalarını etkilemek» için yapılanlarla çakışmaktadır. Hem bizim uygarlığımızda birçok kişi için sevimli olmama anlamı cinsel cazibeye sahip olmakla popüler olmanın dışında bir anlam taşımamaktadır. Sevgi konusunda öğrenilecek birşeyin bulunmadığına ilişkin düşünceyi doğuran ikinci öncülün ardında yatan tavır, sevgi sorununun bir yetenek sorunu değil, bir nesne sorunu olduğunu sanmaktan kaynaklanmaktadır. İnsanlar sevmenin kolay olduğunu, fakat sevecek -ya da sevilecek- doğru nesneyi bulmanın güç olduğunu düşünürler. Bu tutumun kökleri, çağdaş toplumun gelişim tarihine dayanan birçok nedeni vardır. Bunlardan bir tanesi «sevgi nesnesinin seçiminde yirminci yüzyılda yer alan büyük değişikliktir. Gelenekçi toplumların birçoğunda olduğu gibi, Victoria çağında da sevgi, kişinin yaşamı içinde birden bire ortaya çıkıveren ve evlilikle biten bir şey değildi. Tam tersine, sevginin evlilikten sonra doğup gelişeceğine inanılır; toplumsal düşünce temeline oturan bir biçimde -ya ailenin karşılıklı ilişkileriyle, ya çöpçatanlar aracılığıyla, ya da kendiliğinden- gerçekleştirilirdi.

 

Batı dünyasına, romantik aşk kavramı son birkaç kuşakta egemen oldu. Birleşik Amerika’da geleneksel yapının etkinliği tümüyle silinmemesine karşın, büyük çoğunluk kişisel yaşamı içinde o kendiliğinden oluşu verip evlilikle bitecek olan «romantik asta» aramaktadır. Sevgide oluşan bu yeni özgürlük kavramı nesnenin önemini, yeteneğin öneminin aleyhine oldukça artırmış olsa gerek. Çağdaş uygarlığın bu nedene sıkıca bağlı bir başka önemli özelliği daha vardır. Tüm uygarlığımız, karşılıklı kar sağlayan bir alış-veriş düşüncesi, satınalmaaçlığı üzerinde yükseliyor. Çağdaş insanın mutluluğunun temel unsurunu, mağaza vitrinlerine bakmak, peşin ya da taksitle dilediği birşeyi almak oluşturmakta. Kadın ya da erkek, insanlara aynı gözle bakıyorlar. Erkek için, çekici bir kız, kız için çekici bir erkek peşinde oldukları ganimetlerdir. «Çekiciiik» kişilik pazarında genellikle aranan ve peşinde koşulan bir süslü nitelikler paketi anlamına gelir. Kişiyi çekici yapan şey, fiziksel olduğu kadar düşünsel olarak da günün modasına bağlıdır. 1920’lerde sigara ve içki içen, külhani ama dişi kızlar çekiciydiler. Bugünün modasıysa, kızların daha evcimen ve nazlı olmalarını gerektiriyor. 19.yy sonlarıyla, bu yüzyılın başlarında erkeğin çekici bir «paket» haline gelebilmesi için, saldırgan ve hırslı olması gerekiyordu. Bugün ise hoşgörülü ve toplumsal olması istenmektedir. Her ne olursa olsun, aşık olma duygusu, tümüyle meta insanlara bağlı olarak, kişinin kendi olanaklarıyla alış-veriş etmesi biçiminde gelişti. Pazarlığa oturduğunda, nesne, toplumsal değer olarak çekici olmalı, ayrıca benim görünen ve saklı kalmış değerlerini ve potansiyelini göz önünde tutabilmelidir. İki insan, ancak kendi değişim değerlerinin sınırlarını da hesaba katarak, piyasadaki en kullanışlı nesneyi bulduklarnı hissettikleri an birbirlerine aşık olurlar. Sık sık sanki gerçek bir mülk alıyormuşçasına, geliştirilebilecek gizli potansiyeller de bu pazarlıkta rol oynar. Tüm yönelimlerin merkezi¬ ni pazarın oluşturduğu, maddi başarıların en önemli değer olduğu bir uygarlıkta, insanlar arası sevgi ilişkilerinin de meta ve emek pazarım yöneten aynı değişim yolunu izlemesine şaşmak için pek az neden var.

 

Sevgi konusunda öğrenilecek bir şeyin bulunmadığı düşüncesini yönlendiren üçüncü hata, baştaki sevdalanma ediniminin sürekli aşık olma ya da daha doğru bir deyişle aşk içte olma durumuyla karıştırılmasından kaynaklanmaktadır. Tıpkı şimdi bizler gibi bir birine yabancı olan iki insan, aralarındaki duvarı birden yıkar, kendilerini, birbirlerine çok yakın, duyar, tek bir kişi gibi hissederlerse, o an, yasanım en heyecanlı en baş döndürücü anıdır, Bu an, sevgisiz, kopuk soyutlanmış bir kişi için çok daha harikulade, çok dahil mucizevidir. Bu mucizevi ani yakınlaşma, cinsel çekicilik ve birleşmeyle başlar, ya da birlikte oluşursa gerçekleşmesi çok daha kolaylaşır, Ne var ki salt bu yapılarından dolayı, bu tür sevgiler bitimsiz değillerdir. İki insan birbirlerini daha iyi tanıdıkça yakınlaşmalarındaki o mucizevi nitelik, düş kırıklıkları, çelişkiler, bıkkınlıklarla ilk heyecanlarından arta kalan ne varsa tümünü silip süpürürken kendisi de yavaş yavaş yiter. Başlangıçta bunun farkına varmazlar. Aslında birbirleri için o yanıp tutuşmalar, deli divane olmalar, daha önceki yalnızlıklarının derecesini gösteren bir kanıtken, sevgilerinin şiddetinin ölçüsüymüş gibi kabul ederler. Tersini kanıtlayan karsı konulmaz örneklerin varolmasına karşın, sevmekten daha kolay hiç bir şeyin olmayacağına ilişkin tutum yaygın olmayı sürdürmektedir. Aşk gibi sonsuz umutlar ve beklentilerle başlayan ve hiç şaşmadan yıkılan bir başka faaliyet ya da yatırım bulmak çok güçtür. Eğer bu bir başka edim için söz konusu olsaydı, insanlar ya ondan tümüyle vazgeçerler ya da başarısızlığın, nedenlerini bulmaya ve daha iyisini nasıl başarabileceklerini öğrenmeye çalışırlardı, Sevgiden vazgeçmek olanaksız olduğuna göre sevgi konusundaki başarısızlıkların üstesinden gelebilmenin bir tek uygun yolu olarak bu başarısızlıkların nedenlerini gözden geçirip, sevginin anlamını incelemeyi geliştirmek kalıyor.

Atılacak ilk adım sevginin de, yaşamak gibi bir sanat olduğunun farkına varmaktır. Eğer nasıl sevmemiz gerektiğini öğreneceksek, müzik, resim, marangozluk, doktorluk ya da mühendislik sanatlarını, mesleklerini Öğrenmek için ne yapıyorsak onun aynını yapmamız gerekecektir.

 

Herhangi bir sanatı öğrenmek için atılacak adımlar nelerdir? Bir sanatı öğrenme süreci iki bölüme ayrılabilir: İlk adım, kuramda ustalaşmak, İkinci adım pratikte ustalaşmak. Eğer doktorluk sanatında ustalaşmak istiyorsam öncelikle çeşitli mikroplar ve insan vücudu hakkında bilgi edinmem gerekecektir. Tüm bu kuramsal bilgileri edinmem elbette doktorluk sanatında ustalaştığım anlamına gelmez. Bu sanat da, ustalığa ancak kuramsal bilginin sonuçlarıyla pratik bilginin sonuçlarını karıştırıp bir bütün haline getirebileceğim bir yığın pratikten geçtikten sonra, ulaşabilirim, İzlediğim bu yol, tüm sanatlarda ustalaşmanın özüdür. Fakat kuramsal ve pratik bilgilenmenin yanında herhangi bir sanatta ustalaşmak için gerekli olan bir üçüncü unsur daha yardır. Bu, kişinin o sanatta ustalaşmayı en önemli işi olarak kabul etmesi, dünyada ondan daha önemli hiç bir şeyin bulunmamasıdır, Müzik için, doktorluk için, marangozluk için ve sevgi için bu bir gerçektir. Muhtemelen bizim uygarlığımızdaki insanların, bu kadar açık başarısızlığa uğramalarına karşın, bu sanatı öğrenmeyi niçin böylesine nadir demedikleri sorusunun cevabı da burada yatmaktadır: başarı, itibar, para, güç, hemen hemen tüm enerjimizi bunları nasıl gerçekleştireceğimizi Öğrenmeye harcarız. Sevmeyi öğrenmeye ise verecek hiç bir şeyimiz kalmaz. Acaba, kişiye para ve ünü sadece bu şeylerin kazandırması, onları öğrenilmeye değer kılmakta, çağdaş anlamda kar getirmeyen «sadece» ruhun kazancı olan sevgiyse, pek enerji harcamaya hakkımızın bulunmadığı bir lüks olarak mı kabul edilmekte?

 

 

Fromm, Erich. "Sevme Sanatı, çev." Gündüz, İstanbul: Say Yayınları (1985).

Erich Fromm Kimdir?
Site Haritası
© Copyright 2020 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri