Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Eşzamanlılık Meselesi

Senkronisite

Eşzamanlılık Meselesi 

 

“Senkronisite”

 

Görünüşe göre, serimlemeyle ilgili kavramı tanımlayarak başlamam iyi olacak. Ne ki, ben konuya başka bir yoldan yaklaşmak, önce eşzamanlılık kavramının kapsamayı amaçladığı olguların kısa bir betimlemesini vermek istiyorum. Köken bilimin gösterdiği gibi, bu terim, zamanla ya da daha kesin olarak, bir çeşit eş zamanlılıkla ilgilidir. Eşzamanlılık yerine iki ya da daha fazla olayın anlamlı denk gelişi kavramını da kullanabilirdik. Burada işin içinde şansın olasılığından başka bir şey vardır. Olguların istatistiksel -açıkçası olası- bir arada oluşları, örneğin hastanelerde görülen "olguların ikilenmesi", rastlantı kategorisine girer. Bu türde bir araya gelmeler, herhangi bir sayıda öğeden oluşabilir; gene de bu olgular olası olanın, ussal olarak olanaklı olanın çerçevesinde kalır. Dolayısıyla, diyelim ki, biri rastgele bir tranvay biletinin numarasına dikkat eder. Eve vardığında bir telefon gelir, telefon eden kişi biletteki ile aynı numarayı aramaktadır. Akşam bir tiyatro bileti alır, numara gene aynıdır. Bu üç olay bir şans öbeklenmesi oluşturur. Bu öbeklenmenin çok sık olması olası değilse bile, ögelerinin her birinin sıklığına bağlı olarak, bu bir araya gelme olasılık çerçevesinde kalır. Rastlantısal öbeklenmeye ilişkin benim başımdan geçeni anlatmak isterim. Buradaki öğe sayısı altıdan az değildi: 1949 yılının 1 Nisan günü sabahı, bir yazıtla ilgili bir not düştüm; Yazıt, yarı insan yarı balık bir beti içeriyordu. Öğle yemeğinde balık vardı. Birileri birilerine "Nisan balığı" geleneğinden söz etti. Öğleden sonra, aylardır görmediğim eski bir hastam bana birtakım etkileyici balık resimleri gösterdi. Akşam bana üzerinde deniz canavarları, balıklar olan bir nakış gösterdiler. Ertesi sabah eski bir hastamı gördüm, beni görmeye gelmeyeli on yıl oluyordu. Bir gece önce düşünde büyük bir balık görmüş. Bir ay sonra, daha geniş bir çalışma için bu dizileri kullanıp yazmayı bitirdiğim, evin önünde, gölün orada dolaştım, o sabah birçok kez oradan geçmiştim. Bu kez göl duvarında otuz santimlik bir balık yatıyordu. Orada kimse olmadığından balığın oraya nasıl geldiğine ilişkin bir düşüncem yok. Rastlantılar böyle üst üste geldiğinde insan ister istemez onlardan etkilenir -Çünkü bu dizilerdeki ögelerin sayısı arttıkça ya da bunlar alışılmamış nitelikte oldukça ortaya çıkmaları olasılık dışı olmaya başlar. Başka bir yerde değindiğim, burada ele almayacağım nedenlerden ötürü, bunun bir denk geliş öbekleşmesi olduğunu kabul ediyorum. Şu da var ki, bu öbekleşmenin ikilenmeden daha olasılık dışı olduğu kabul edilmeli. 

Yukarıda sözünü ettiğim tranvay bileti olgusunda, gözlemcinin numaraya "rastgele" dikkat edip belleğinde tuttuğunu söyledim. Oysa genelde bu kişi numaraya hiç dikkat etmezdi. Bu dikkat, bir dizi rastlantı olgusunun temelini oluşturdu. Gelin görün ki numaraya dikkat etmesine neyin neden olduğunu bilmiyorum. Bence bu tür dizileri yargılarken, bu noktada bir belirsizlik faktörü giriyor, buna dikkat etmek gerek. Başka 'durumlarda da benzer şeyler gözledim. Ama güvenilir sonuçlar çıkaramadım. Gelgelelim, ara sıra, olayların gelmekte olan dizileri konusunda bir tür ön bilgi varmış gibi bir izlenimden kaçınmak zorlaşır. Bu duygu, az sonra anlatacaklarıma benzer durumlarda karşı konulmaz olur: Kişi sokakta eski bir arkadaşı ile karşılaşmak üzere olduğunu düşünür. Ancak düş kırıklığı içinde onun bir yabancı olduğunu anlar. Sonraki köşeyi döndüğünde tam da o kişiye rastlar. Bu tür olaylar her türlü kavranabilir biçimde ortaya çıkar, hiç de seyrek değillerdir, ama ilk andaki geçici şaşkınlıktan sonra çabucak unutulurlar genellikle. 

Şimdi önceden görme ayrıntıları üst üste yığıldıkça varolan ön bilgiye, bunun şans olmasının olasılık dışı olduğuna ilişkin izlenim kesinleşir. Bir öğrencinin öyküsünü anımsıyorum. Babası bitirme sınavını başarıyla geçerse onu ispanya gezisine göndeceğine söz vermişti. Bunun üzerine dostum bir İspanyol kentinde yürüdüğünü düşlemeye koyuldu. Cadde bir alana çıkıyordu, orada Gotik bir katedral vardı. Sonra bir köşede sağa, başka bir caddeye döndü. Orada iki tane kır atın çektiği şık bir araba ile karşılaştı. Sonra uyandı. Biz bir masanın çevresinde oturmuş biralarımızı içerken arkadaşım bize düşünü anlattı. Kısa süre sonra, sınavı başarıyla geçip İspanya'ya gitti. Orada caddelerin birinde düşündeki şehri tanıdı. Alanı, katedrali buldu. Kesinlikle düşteki imgeye karşılık gelmişlerdi. Doğru katedrale gitmek istedi, derken, düşünde köşeden sağa başka bir caddeye döndüğünü anımsadı. Düşü doğru çıkmayı sürdürecek mi diye merak ediyordu. Köşeyi dönmesiyle iki kır atır çektiği bir araba ile gerçekten karşılaşması bir oldu. 

Dejavu, düşlerdeki düşlerde ki ön bilgiye dayanır. Bir çok olguda öyle olduğunu buldum. Ama bu ön bilginin yalnızca uyanık durumda olduğunu gördük. Böyle durumlarda salt şans olanak dışı olur. Çünkü denk geliş önceden bilinmektedir. Dolayısıyla, durum, yalnızca psikolojik olarak, öznel olarak değil, nesnel olarak da rastlantı niteliğini yitirir. Çünkü kesişen ayrıntıların birikimi, belirleyici bir etken olarak rastlantının olasılık dışılığını arttırır, hem de ölçüye gelmeyecek biçimde arttırır. (Ölümün doğal bir biçimde önceden bilinmesi bakımından Dariex il Flammarion 4.000.000 ile 8.000.000 arasında olasılıklar hesaplamışlardır). Öyleyse bu durumlarda "gelişi güzel" olaylardan söz etmek yersizdir. Burada, daha çok, anlamlı denk gelişler söz konusudur. Genelde bunlar önceden bilme ile -başka deyişle önsezi ile açıklanır. İnsanlar geleceği görmeden, telepatiden de söz ederler. Gelgelelim, bu yetilerin ne olduğunu; uzamda, zamanda uzak olayların bizim algımıza ulaştırılması için hangi aktarım araçları kullandıklarını açıklayamazlar. Bütün bu düşünceler olsa olsa adlardır; bir ilkenin açıklamaları olarak kabul edilebilecek bilimsel kavramlar değildir. Çünkü şimdiye dek hiç kimse anlamlı bir ratlantıyı oluşturan öğeler arasında nedensel bir köprü kuramadı. 

J.B. Rhine'ye çok şey borçluyuz, çünkü o duyu ötesi algı ya da DÖA deneyleri aracılığı ile bu görüngülerin geniş alanında çalışmak için güvenli temeller attı. Rhine beşerli beş öbeğe bölünmüş 25 karttan oluşan bir deste kullandı. Kartların her birinde özel bir im vardı (Yıldız, kare, daire, haç, iki dalgalı çizgi). Deney aşağıdaki gibi gerçekleştirildi. Deste her deney dizisinde birçok kez açıldı. Bu arada denek kartları görmüyordu. Kartlar çevrildikçe denekten onları tahmin etmesi istendi. Doğru yanıt olasılığı beşte birdi. Büyük sayıların hesaplaması ile elde edilen sonuç, 6.5 numaraydı. l.5'lik şans sapması 250.000'de l'e denk gelmektedir. Kimi bireyler olası tutturma sayısının iki katı puan aldı. Bir durumda 25 kart doğru bilindi. Bunun olasılığı 298.023.875 .953 . 1 25'te l 'dir. Denek ile deneyci arasındaki uzaklık birkaç metreden 4.000 mile kadar arttırıldı. İkinci tür deneyde denekten yakın ya da uzak gelecekte açılacak bir dizi kanı tahmin etmesi istendi. Zaman öğesi birkaç dakikadan iki haftaya kadar arttırıldı. Bu deneyin sonucu 400.000'de 1 olasılık gösterdi. Üçüncü tür deneyde, denek, belli bir sayıyı dileyerek mekanik olarak atılan zarın düşmesini etkilemeğe çalışmak zorundaydı. Psikokinetik (PK) deney adı verilen bu deneyin sonuçları bir kerede atılan zarların sayısı artıkça daha olumlu oldu. Uzamsal deneyin sonucu, oldukça kesin bir biçimde, ruhun, uzam etkenini bir ölçüde ortadan kaldırabildiğini kanıtlar. Zaman deneyleri, zaman öğesinin (her nasılsa, gelecek boyutunda) ruhsal bakımdan göreli olabildiğini kanıtlar. Zar ile yapılan deney, devingen cisimlerin de ruhsal olarak etkilenebildiğini kanıtlar -bu sonuç, uzam ile zamanın ruhtaki göreliliğinden çıkarak, önceden söylenebilir. 

Enerji varsayımının Rhine'nin deneylerine uygulanamayacağı açıktır. Böylece deneyler güç aktarımı konusundaki bütün düşünceleri geçersiz kılar. Nedensellik yasası da eşit ölçüde açıklayıcı olmaktan uzaktır. -Bu gerçeği otuz yıl önce göstermiştim. Çünkü biz gelecekteki bir olayın şu andaki bir olayı nasıl ortaya çıkarabildiğini açıklayamayız. Şu anda, ne türden olursa olsun, nedensel açıklama olasılığı yok. Öyleyse yapıca nedensiz, olası olmayan kazaların - açıkçası, anlamlı denk gelişlerin- ortaya çıktığını kabul etmeliyiz şimdilik. 

Rhine'nin bulduğu bir olguyu da dikkate almalıyız: Her deney dizisinde, ilk girişimler sonrakilerden daha iyi sonuçlar üretti. Tutturma sayısındaki düşüş, deneklerin ruh durumuna bağlandı. Kuşkuculuk, karşı çıkış süreci olumsuz etkiliyordu Açıkçası kuşku, karşı çıkış uygunsuz bir durum yaratmaktadır. Enerji aktarımı yaklaşımının bu deneylere uygulanamayacağı belli olmuştur. Dolayısıyla onları açıklamada nedensel yaklaşım da işe yaramaz. Bundan şu çıkar, duygusal etken, bu görüngünün ortaya çıkmasını olanaklı kılan bir koşul olarak önemlidir yalnızca. Ama zorunlu değildir. Rhine'nin sonuçlarına göre ne olursa olsun 5 değil 6.5 tutturma bekleyebiliriz. Ancak, tutturmanın ne zaman olacağını önceden söyleyemeyiz. Söyleyebilsek bir yasayla uğraşıyor olurduk. Tutturmanın ne zaman olacağını önceden söyleyebilmek, bu görüngünün doğasıyla bütün bütün çelişir. Dediğim gibi, onda "şanslı tutturmanın" ya da kazanın olanak dışılık niteliği vardır. Bu şanslı tutturma ya da kaza, olanaklı sıklıktan daha çok ortaya çıkar; genelde belli bir duygu durumuna bağlıdır. 
Bu gözlem, baştan sona doğrulanmıştır. Gözlem, fizikçinin dünya resminin altında yatan ilkeleri değiştiren, hatta ortadan kaldıran ruhsal bir etkeni, öznenin duygusal durumu ile bağlantılı sayar. DÖA deneyleri ile PK deneylerinin görüngü bilimi yukarıda betimlenen türde başka deneylerle zenginleştirilebilir. Bununla birlikte, onların temelini daha derinlemesine araştırdığımızda, işin içindeki duygulanımla uğraşmak zorunda kalırız. Bu yüzden, dikkatimi belli gözlemlere, deneylere yönelttim. Bunlar, tıp alanındaki uzun uygulama sürecimde, beni kendilerine dikkat etmeye zorladılar diyebilirim dürüstçe. Bu gözlemler kendiliğinden, anlamlı denk gelişlerle ilgiliydiler. Onlardaki olasılık dışı olma düzeyi, düpedüz inanılmaz görünmelerini sağlayacak ölçüde yüksektir. Burada bu türden yalnızca bir olguyu betimleyeceğim. Amacım bu görüngü kategorisinin tümündeki örnek niteliği vermek. İster bu özel olguya inanın, ister ad boc (duruma uyan) bir açıklamayla bir yana bırakın farketmez. Bu türden çok fazla öykü anlatabilirdik. Bunlar, ilkece; Rhine'nin vardığı, çürütülemeyen sonuçlardan daha şaşırtıcı ya da daha inanılmaz değildir. Çok geçmeden hemen her durumun kendine özgü bir açıklama gerektirdiğini göreceksiniz. Ne ki, doğa bilimleri açısından tek olanaklı açıklama olan nedensel açıklama, uzam ile zamanın ruha göreli oluşundan ötürü çöker. Çünkü uzam ile zaman, birlikte, neden-sonuç ilişkisinin kaçınılmaz öncüllerini oluştururlar. 

Örneğim genç bir kadın hastamla ilgili. Hasta hem benim hem de kendisinin çabasına karşın psikolojik bakımdan ulaşılmaz olduğunu kanıtlamıştı. Doğrusu, sorunun kaynağı onun her konuda en iyiyi bildiğine inanmasıydı. Yetkin bir eğitim ona bu bakımdan ideal bir savut sağlamıştı. Bu savuc, gerçekliğe ilişkin kusursuz "geometri" ideası ile iyice cilalanmış Descartesçi usçuluktu. Onun usçuluğunu biraz daha insanca bir anlayışla tatlandırmak için bir sürü boş girişim yaptım. Sonra, ister istemez, beklenmedik, usdışı birşeyler olmasını ummakla yetindim. Onun kendi kendini kilitlediği entellektüel tepkiyi patlatacak, yarıp açacak bir şey bekliyordum. Bir gün onun karşısında oturuyordum, sırtım pencereye dönüktü, onun retoriğinin akışını dinliyordum. Hastam bir gece önce etkileyici bir düş görmüş, düşte birileri ona altın bir bok böceği vermişti. O bana bu düşü anlatırken, arkamda usul usul pencereye vurulduğunu duydum. Arkama döndüm, epeyce büyük uçan bir böceğin dışarıdan pencereye çarptığını gördüm. Loş odaya girmeye çalışıyordu besbelli. Bu bana pek tuhaf göründü. Hemen pencereyi açıp böceği uçarken havada yakaladım. Bu bir bok böceği ya da adi gül böceğiydi (Cetonia aurataJ. Altın yeşili rengi ile Mısırlılar için kutsal sayılan altın bok böceğinin hemen hemen en yakın benzeriydi. "İşte senin bok böceğin" diyerek böceği eline verdim. Bu deneyim onun usçuluğunda istenen deliği açtı, emellektüel direncinin buzlarını kırdı. Bundan sonra, sağaltım, doyurucu sonuçlarla sürebilirdi. Bu öykü sayısız anlamlı denk geliş durumuna bir örnek olsun diye anlatıldı. Bunları yalnızca ben gözlemedim, başka birçok kişi de gözledi. Söz konusu durumlar büyük kolleksiyonlarda toplandı. Bunlar geleceği görmek, telepati vb. adıyla bilinen her şeyi içerirler. Swedenholm'un Stockholm'deki büyük yangınına ilişkin görüşünden, Hava Mareşali Sir Victor Goddard'ın son raporuna dek her şey bu alana girer. Söz konusu rapor, Goddart'ın uçağının geçireceği kazayı düşünde gören bilinmeyen subayın düşüne ilişkindir.Söz ettiğim görüngülerin tümü üç kategoride toplanabilir. 

1- Gözlemcinin ruhsal durumunun, bu ruhsal duruma ya da içeriğe denk gelen, dışardaki eşzamanlı, nesnel, bir olgu (örneğin bok böceği) ile kesişmesi. Burada dışarıdaki olgu ile ruhsal durum arasında nedensel bağlantının kanıtı yoktur. Uzamla zamanın ruha göre değiştiği göz önünde tutulduğunda, böyle bir bağlantı düşünülemez bile. 

2- Ruhsal durumun, bununla örtüşen (az çok eşzamanlı) bir dış olay ile kesişmesi. Bu durumda dışarıdaki olay gözlemcinin algı alanının dışında, açıkçası uzakta gerçekleşir, ancak sonradan doğrulanabilir. (Örneğin Stocholm yangını)
 
3. Ruhsal durumun, ona denk gelen, daha var olmayan, zamanca uzak, gene ancak sonradan doğrulanabilen, gelecekteki bir olgu ile kesişmesi. 

İkinci öbek ile üçüncü öbekteki kesişen olaylar, şimdilik gözlemcinin algı alanında değildir. Ancak sonradan doğrulanabildiklerine göre, zaman içinde sezilebilmişlerdir. Bu tür olguları senkronistik diye adlandırıyorum, bu aynı anda olan ile karıştırılmamalıdır. Deneyin bu geniş alanındaki araştırmamız, bilicilikle ilgili yöntemleri dikkate almazsa eksik kalır. Bilicilik gerçekte eşzamanlı olgular ürettiğini ileri sürmese bile, en azından onları kendi amaçları için kullandığını ileri sürer.Ching bu bilicilik yönteminin bir örneğidir. Dr. Hellmut Wilhelm bu yöntemi ayrıntısıyla betimledi. Ching, soru soranın ruhsal durumu ile yanıt veren altı çizgi arasında senkronistik bir denkleşme olduğunu kabul eder. Kandil çiçeği sapının gelişi güzel bölümlenmesi ya da üç bozuk paranın gene gelişi güzel atılması ile bir altı çizgi oluşturulur. Bu yöntemin sonucunun çok ilginç olduğu su götürmez. Ne ki, görebildiğim kadarı ile yöntem olguların nesnel belirlenimi için bir araç, açıkçası istatistiksel bir yöntem sağlamaz. Bunun kaynağında, söz konusu ruhsal durumun pek belirsiz, pek belirlenemez oluşu vardır. Benzer ilkelere dayanan geomantik deney için de bu doğrudur. 

Astrolojik yönteme döndüğümüzde bir ölçüde daha uygun bir durumda oluruz. Çünkü, astrolojik yöntem, gezegenlerin bakış açıları ile konumlarının karakterle ya da soruyu soranın ruhsal durumu ile anlamlı biçimde kesiştiğini kabul eder. Son astrofizik araştırmanın ışığında, astrolojik örtüşme belki de bir senkronisite sorunu değil, büyük ölçüde bir nedensel ilişki sorunudur. Profesör Max Knoll şunu kanıtlamıştır. Güneşin proton ışınımı, gezegenlerin kavuşumundan, karşıtlığından, dörtlü bakış açılarından o kertede etkilenmektedir ki, manyetik fırtınaların ortaya çıkması yüksek bir olasılıkla önceden kestirilebilir. Yeryüzündeki manyetik kargaşaların eğrisi ile ölüm oranı arasında ilişki olduğu kanıtlanabilir. Bu da kavuşumların, karşıtlıkların, dörtlü bakış açılarının kötü etkisini, üçlü bakış açıları ile altılı bakış açılarının olumlu etkisini doğrular. Dolayısıyla, burada senkronistik ilişkiden çok, nedensel bir ilişkinin, açıkçası senkronisteyi dışlayan ya da sınırlayan bir doğa yasasının bulunması olasıdır. 

Anlamlı bir denk gelişin eşsiz bir örneği söz konusuydu. Bu tür şeylerden etkilenen biri, buna, küçük bir tansık derdi. Bununla birlikte, bugün tansığı farklı bir ışıkta görmek gerekiyor. Rhine'nin deneyleri, uzamın, zamanın, dolayısıyla da nedenselliğin ortadan kaldırılabilen etkenler olduğunu kanıtlar. Bunun sonucu, nedensiz görüngülerin olanaklı görünmesidir. Söz konusu olgular, başka durumlarda, tansık diye adlandırılacaktır. Bu türden bütün doğal görüntüler, eşsizdir; aşırı tuhaf rastlantı birleşimleridir. Bunlar besbelli bir bütün oluştururlar. Bu bütünü, parçalarının ortak anlamı bir arada tutar. Anlamlı denk gelişler, görüngü olarak sonsuz çeşitliliktedir. Gene de, onlar nedensiz olaylar olarak, dünyanın bilimsel resminin bir parçasıdır. Nedensellik, birbirini izleyen iki olay arasındaki bağı açıklayan bir yöntemdir. Senkronisite, ruhsal olaylarla psikofizik olaylar arasındaki zaman anlam koşutluğuna işaret eder. Şimdiye dek, bilimsel bilgi, söz konusu olayları ortak bir ilkeye indirgemeyi başaramamıştır. Terim hiçbir şeyi açıklamaz. Yalnızca anlamlı denk gelişlerin olageldiğini belirtir. Bunlar kendi başlarına rastgele olup biterler. Gelgelelim, olanlar öylesine olasılık dışıdır ki, onların bir ilkeye ya da görgül dünyadaki bazı niteliklere dayandıklarını kabul etmek zorunda kalırız. Koşut olaylar arasında karşılıklı nedensel ilişkinin varlığı gösterilemez. Bunlara rastlantı niteliğini veren de budur. Aralarındaki saptanabilir, kanıtlanabilir tek bağ, ortak bir anlam ya da denkliktir. Eski örtüşme kuramı bu tür bağlantıların deneyimine dayanıyordu -Bu kuram, Leibniz'in önceden kurulu düzen düşüncesinde doruğa ulaşır. Bu doruk, aynı zamanda geçici bir sonuçtur. Senkronisite, eski örtüşme, sempati, uyum kavramlarının çağcıl çeşitlemesidir. Felsefe varsayımlarına değil görgül deneye, denemeye dayanır. 

Senkronistik görüngüler, neden sonuç ilişkisi olmayan, ayrı türden süreçler arasında anlamlı denkliklerin aynı anda. ortaya çıktığını kanıtlar. Başka deyişle, kesişme olguları, bir gözlemcinin algıladığı içeriğin, nedensel bir bağ olmadan, dışarıdaki bir olgu tarafından da temsil edilebileceğini kanıtlar. Buradan ya psişenin zamana yerleştirilemeyeceği ya da uzanım ruha göreli olduğu sonucu çıkar. Aynısı psişenin zamansal belirlenimi ile zamanın ruhsal göreliliğine de uyar. Bu bulguların doğrulanmasının kapsamlı sonuçları olmalı. Bunun üzerinde durmaya bile gerek yok. 

 


Jung, Carl Gustav. “Eşzamanlılık - Nedensellik Dışı Bağlayıcı Bir İlke” Çev. Levent Özşar,  Biblos, 2004.

Eşzamanlılık Meselesi
Site Haritası
© Copyright 2020 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri