Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Franz Kafka

Franz Kafka Kimdir?

 

Yirminci yüzyıl yazarlarına ilişkin bir sürü yaşam öyküsünün belirleyici özelliği olan sürekli değişim, Kafka'nın yaşamında bulunmaz. Yer değiştirmelerine ve uzun süreli gezilere rastlanmaz Kafka'da; eğitici ve öğretici diye nitelendirilmesi Met olmuş yaşantılar pek görülmez; meslektaşlarıyla çok önemli sayılacak karşılaşmaları yoktur. Çağdaşı sayılan önemli Avusturya yazarlarını, örneğin Musil'i, Hoffmannsthal'ı, Rilke'yi, Trakl'ı bile tanımazdı Kafka. Gerçi bu yazarların yapıtlarına yabancı değildi, hani hanı denemese de çokluk kendini vererek okuyan biri, örneğin Thomas Mann' ın ateşli bir okuyucusuydu. Ama edebiyat söyleşilerine doğrudan katılmaz, olsa olsa az konuşup kendini geride tutan bir dinleyici kimliğiyle böylesi toplantılarda hazır bulunur. ancak kendisinden istenildi mi dergilere ve yayınevlerine yazılar yollar, birkaç dosttan başka kimselerle görüşmezdi. Stifter ya da Yeats gibi Kafka'da da bir taşralılık, bir yerellik vardı. 3 Temmuz 1883'de Prag'da dünyaya gözlerini açan yazar, doğup büyüdüğü bu kentten seyrek olarak ve her seferinde kısa bir süre için ayrıldı; kırk bir yıl gibi uzun sayılmayacak bir ömürden sonra yine Prag'da Straschnitz gömütlüğünde toprağa verildi. On dört yıl hukukçu olarak Prag'daki İşçi Kaza Sigortası'nda, Bohemya Krallığı’nın hizmetinde çalıştı, ama akşam ya da gece saatlerindeki yazıp çizmelerine gönlünce tek uğraş diye baktı hep. 

Kafka’nın sigorta kurumundaki çalışma saatleri dışında kaleme aldığı düzyazılar, son on yıllar içinde bütün dünyada ün kazandı. 1920'lerde Almanya'daki dar bir edebiyatçılar çevresinde tanınan yazar, ilkin Andre Breton'un ve " Minotaure" çevresinde bir araya gelen topluluğun, daha sonra Camus ve Sartre'ın önayak olmasıyla özellikle Fransa'da ün yaptı, nihayet İngiltere ve Amerika'da sesini duyurdu. Ancak 1950'dedir ki Kafka'nın yapıtlarına karşı Almanya'da "yeniden" ilgi uyandı ve bunu izleyen yıllarda ilk kez Almanca olarak yazarın toplu yapıtları resmen yayınlandı. Kafka'nın edebiyat haritasında başkent aşamasına yücelttiği Prag'da, 1920'lerdeki birkaç denemeyi saymazsak, 1957'de sanatçının yazılarından Çekçe ilk çeviriler basıldı. 1963'te Cezalılar Kolonisi adındaki öyküsüyle ilk kez Rusça'ya çevrildi. Ölümünden ancak kırk yıl sonra -yoksa daha kırk yıl geçmeden mi demeli- Kafka'nın yapıtları bütün dünyada okuyucu buldu kendine. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun hiç de karanlık içinde bulunmayan son otuz yılıyla Çekoslovakya Cumhuriyeti'nin ilk kuruluş yıllarına rastlamasına karşın, Kafka'nın yaşamı şimdiye kadar pek bilinmemiştir. Bu da yalnız söz konusu yaşamın göze çarpmaz biçimde yaşanmasından değil, özellikle 1933 ve 1945 yıllan arasındaki siyasal olaylardan kaynaklanıyor. Olaylar, ilkin yazarın yapıtlarını hedef almıştır kendine: 1930'ların başında Gestapo, Kafka'nın ölümünden bir yıl önce tanıştığı kadın dostu Dora Diamant'ın Berlin'deki evinde arama yapmış ve yazarın bir yığın manüskrisine el koymuştur; bu manüskrilere artık kaybolmuş gözüyle bakılması gerekiyor. 1935'lerde yayınlanmaya başlanan Kafka Toplu Yapıtları ilkin engellenmek istenmiş, sonra da yasaklanmıştır. Çekoslovakya'ya Nazilerin girmesi ise çok daha kötü sonuçlar doğurmuş, Kafka'nın üç kız kardeşi evlerinden alınarak toplama kampına yollanıp burada katledilmiştir. Sanatçının diğer pek çok akraba ve dostları da aynı yazgıyı paylaşmıştır. Arşivler yok edilmiş, belgeler, bu arada Kafka'nın kitaplığıyla bir sürü mektubu kaybolmuş, yazarın yaşamının tanıkları öldürülmüştür. Birkaç yıl önce ilk kez Prag'a gittiğim zaman, kentin hem kasvetli, hem iç açıcı bir manzarasıyla karşılaşmıştım: Bir yanda savaşta yıkıma uğramış bir kentin, Avrupa'nın en güzel kentlerinden birinin manzarası, öbür yanda bir başka manzara. Sağlığında Kafka'nın oturduğu ya da çalıştığı ev ve binaların hemen tümü eskisi gibi yerinde duruyordu: Kinsky Palais, Schönbom Palais, Minuta Evi, Oppelt Binası, Bilkova 10, Zeltner Sokağı 3 ve Uzun Sokak 18 no'lu evler, Porick 7 no'daki büro, Alşimistler Sokağı'ndaki konut. Taşrada, yani Wossek'te, Podiebrad'da, Triesch'te, Schlesen ve Matliary'de de durum başka türlü değildi. Ne var ki, belgeler peşindeki koşuşturmalarını hep yağmalanmış arşivlerle yüz yüze getirdi beni. Henüz yaşıyor olabilecek Kafka tanıklarıyla ilgili araştırma ve soruşturmalarını ise, bana Maisel Sokağı'ndaki Yahudi Belediye Binası'nın bir salonunda aldırdı soluğu. Duvarlarda fırdolayı yüzlerce kartotek kutusu görülüyor, kutulardaki kırmızı fişlerin her biri isim, soyadı ve doğum yerinin altında aynı damgayı taşıyordu. Oswieçim, yani Auschwitz. 


Babaya Mektup 


Çok sevgili babam, 
Geçenlerde bir ara, neden senden korktuğumu savunduğumu sormuştun. Her zaman olduğu gibi sana verecek yanıt bulamamıştım; bunun nedeni kısmen sana karşı gerçekten duyduğum korku, kısmen de bu korkuyu gerekçelendirmek için konuşurken aşağı yukarı bile olsa toparlayamayacağım kadar çok ayrıntının gerekiyor olmasıdır. Sana burada yazılı yanıt vermeye çalışsam, yanıtım epeyce eksik kalır, çünkü yazarken bile korkum ve bunun sonuçları beni senin karşında durduruyor, çünkü konunun boyutu belleğini ve aklımı fazlasıyla aşıyor. Mesele senin gözünde her zaman çok basit göründü, hiç değilse benim yanımda ve de ayrım yapmadan seçtiğin başka pek çok kişinin yanında bu meseleden söz ettiğinde böyle oldu. Duruma aşağı yukarı şöyle bakıyor olmalıydın: Bütün yaşamın boyunca çok çalıştın; her şeyini çocuklarının, özellikle benim uğruma feda ettin, ben de bu sayede "günümü gün ederek" yaşadım, istediğim mesleğin eğitimini almakta tamamen özgür bırakıldım, karnımı nasıl doyuracağım kaygısı, daha doğrusu herhangi bir kaygı taşımam için hiçbir nedenim olmadı; sen bunun karşılığında benden minnettarlık beklemedin, "çocukların minnettarlığını" bilen biriydin, ama ben yine de hiç değilse herhangi bir yakınlık ya da bir duygudaşlık işareti gösterebilirdim; bunun yerine öteden beri senden kaçıp odama, kitaplara, zıpır arkadaşlara ve çılgınca fikirlere sığındım; seninle asla açık konuşmadım, sinagogda yanına gelmedim, Franzensbad'da seni hiç ziyaret etmedim, bunun dışında da aileye bağlılık nedir hiç bilmedim, ne işle ne de senin başka meselelerinle ilgilendim, fabrikayı başına sarıp sonra da seni ortada bıraktım, Ottla'nın dik kafalılığını destekledim; senin için parmağımı oynatmazken (sana tiyatro bileti bile alıp getirmem) eller için her şeyi yaparım ben. Hakkımdaki yargını özetlersen, beni doğrudan ahlaka aykırı ya da kötü bir davranışla değil (son evlilik girişimim dışında belki) ama soğuklukla, el gibi durmakla ve nankörlükle suçlarlığın ortaya çıkıyor. Hem beni sanki olanlar benim suçummuş gibi suçluyorsun; ben sanki bir dümen kırışıyla her şeyi farklı tesis edebilirmişim, seninse olanlarda zerre kadar suçun yokmuş, varsa da bana karşı çok iyi davranmanmış gibi yapıyorsun. Senin bu her zamanki yorumunu ancak şu noktada doğru buluyorum: Bizim yabancılaşmamızdan senin tümüyle suçsuz olduğuna ben de inanıyorum. Gelgelelim ben de aynı şekilde tümüyle suçsuzum. Senin bunu kabul etmeni sağlayabilseydim, o zaman -yeni bir yaşam mümkün olmazdı, bunun için ikimizin de yaşı geçti- bir tür barış sağlanır, senin ardı arkası kesilmeyen suçlamaların son bulmaz, ama azalırdı. Tuhaf ama, söylemek istediklerimi bir şekilde seziyorsun. Örneğin geçenlerde bana şöyle dedin: "Sana karşı dıştan başka babaların davrandıkları gibi davranmış olmasam da -başkaları gibi rol yapamadığım içindir bu- seni hep sevdim." Şimdi baba, bütününe baktığımda bana karşı beslediğin iyi duygulardan hiç kuşku duymadım, ama bu sözünü doğru bulmuyorum. Sen rol yapamazsın, bu doğru, ancak sırf bu yüzden başka habaların rol yaptığını savunmaya kalkışman ya açıkça ve tartışılamaz bir diretmedir ya da -bence işin gerçeği bu- aramızda bir şeylerin yolunda gitmediğinin, bundan senin de sorumlu ama suçsuz olduğunun örtülü ifadesidir. Kastettiğin gerçekten buysa o zaman hemfikiriz demektir. Olduğum kişiye yalnızca senin tesirinle dönüştüğümü söylemiyorum tabii ki. Bu çok abartılmış olurdu (üstelik bu abartıya yatkın biriyim ben). Şu kolaylıkla mümkün: Senin etkinden büsbütün bağımsız büyüseydim bile, senin gönlüne uygun bir insan olamazdım. Muhtemelen çelimsiz, ürkek, kararsız, huzursuz biri olurdum hani; ne 
Robert Kafka ne de Karl Herınann·, ama gerçekte olduğumdan bambaşka biri olurdum ve seninle mükemmel anlaşabilirdik. Arkadaşım, patronum, amcam, büyükbabam, evet hatta (yani biraz çekinerek belki) kayınpederim olmandan mutluluk duyardım. Ama işte baba olarak bana göre fazla güçlüydün; özellikle de erkek kardeşlerim küçük yaşta öldükleri, kız kardeşlerim onlardan çok sonra dünyaya geldikleri ve bu durumda ben ilk sarsıntıya tek başıma dayanmak zorunda kaldığım için böyleydi, bense bunun için fazlasıyla güçsüzdüm.İkimizi karşılaştır: Ben -iyice kestirmeden ifade edersem- belli bir Kafka temeline sahip, ancak Kafka'lara özgü yaşam, ticaret ve sahip olma arzusunun değil; daha çok Löwy'lere özgü gizli, çekingen ve farklı yönde etki eden ve sıklıkla kesilen bir dürtünün harekete geçirdiği bir Löwy'yim. Buna karşılık sen gücünle, sağlığınla, iştahınla, sesinin enerjisiyle, ifade yeteneğinle, kendinle barışıklığınla, dünyayı avucuna almışlığınla, sebatınla, hazırcevaplığınla, insan sarraflığınla, belli ölçüdeki cömertliğinle, tabii bu meziyetlerin parçası olan, mizacının ve bazen de öfkenin seni kışkırtıp sürüklediği bütün hataların ve zaaflarınla gerçek bir Kafka'sın. Seni amcalarım Philipp, Ludwig ve Heinrich'le kıyaslayabildiğim kadarıyla genel dünya görüşün açısından tam bir Kafka değilsin belki. Bu tuhaf, burasını ben de tam olarak anlayamıyorum. Hem onların hepsi sana göre daha neşeli, daha canlı, daha teklifsiz, daha vurdumduymazdılar ve senin kadar katı değildiler. (Ayrıca senin bu özelliklerini almışım, ancak sende olup da benim mizacımda olmayan gerekli karşılıkların noksanlığına rağmen mirası fazlasıyla iyi yönettim.) Ama öte yandan sen de bu konuda çeşitli dönemlerden geçtin; çocukların -özellikle de ben- seni düş kırıklığına uğratmadan ve aile ocağında üzmeden önce belki daha neşeli biriydin (çünkü dostlar geldiğinde farklı biri oluyordun) ve şimdi muhtemelen daha neşeli birisin, çünkü -belki Valli dışında- çocuklarının sana veremediği o sıcaklığı torunların ve damadın veriyorlardır herhalde. Her durumda biz seninle çok farklıydık ve bu farklılığımız yüzünden birbirimiz için öylesine tehlikeliydik ki, ağır gelişen bir çocuk olan benim ve senin gibi gelişimini tamamlamış bir adamın birbirlerine ileride nasıl davranacaklarını biri önceden hesaplamak istese, senin beni benden geriye hiçbir şey kalmayacak şekilde düpedüz ayaklarının altına alıp ezeceğini varsayabilirdi. Yani bu gerçekleşmedi, canlıların ne yapacakları öngörülemiyor, ama bundan da kötüsü oldu belki. Bu konuda senin suçlu olduğuna zerre kadar inanmadığımı unutmamanı senden sürekli rica ediyorum. Üzerimde kaçınılmaz bir şekilde etkili oldun, ancak bu etkiye yenik düşmemi özellikle geliştirdiğim bir hainliğe yormaktan artık vazgeçmelisin. Ürkek bir çocuktum, buna karşın bütün çocuklar gibi biraz da inatçıydım mutlaka, annem de şımartmıştı beni kuşkusuz, ancak çok güç idare edilebilen bir çocuk olduğuma inanmıyorum; sıcak bir sözcüğün, usulca elimden tutulmasının, tatlı bir bakışın istenilen her şeyi sağlayamayacağına inanmıyorum. Bu arada özünde iyi kalpli ve yumuşak bir insansın (aşağıda yazacaklarım bununla çelişmeyecek, bir çocuk üzerinde bıraktığın görünür etkiden söz ediyorum yalnızca), ancak her çocuk iyiliği  bulana kadar arama kararlılığına ve cesaretine sahip değildir. Bir çocuğa kendi mizacın doğrultusunda, yani güç, gürültü ve öfkeyle yaklaşabiliyorsun yalnızca; bu durumda bütün bunlar ayrıca çok işine geldi çünkü beni güçlü ve yürekli bir çocuk olarak yetiştirmek istiyordun. İlk yıllarda uyguladığın eğitim yöntemlerini bugün doğrudan tanımlayamam elbette, ancak sonraki yıllardan yaptığım çıkarımlardan ve Felix'e· karşı sergilediğin davranışlardan bunu gözümde yaklaşık olarak canlandırabiliyorum. Bu noktada daha şiddetle dikkate alınması gerekir ki, o zamanlar bugüne göre daha genç, daha zinde, daha çılgın, daha doğal ve daha kaygısızdın, ayrıca işin bütün zamanını alıyordu; bana günde bir kez bile görünemiyordun ve bu yüzden üzerimde asla azalıp alışkanlığa dönüşmeyen, daha derin bir etki yaratıyordun. İlk yıllara ait yalnızca tek bir olayı doğrudan anımsıyorum, belki sen de anımsıyorsundur bunu. Bir gece su diye durmadan vızıldanmıştım, susadığımdan değildi elbette, muhtemelen kısmen kızdırmak kısmen de kendimi oyalamak içindi. Yaptığın birkaç sert uyarı fayda etmeyince, beni yatağımdan almış, evin kapısının önündeki koridora çıkarmış ve kapıyı yüzüme kapatarak beni orada geceliğimle kısa bir süre tek başıma bırakmıştın. Bunun yanlış olduğunu söylemek istemiyorum, o sırada gece istirahatini sağlamak başka yolla gerçekten mümkün değildi belki, ama ben bununla senin eğitim yöntemlerini ve üzerimdeki etkisini tarif etmek istiyorum. Sonrasında herhalde sözünü dinlemiştim, ancak bundan içsel bir hasar görmüştüm. Anlamsızca su istemenin bana göre doğallığıyla dışarıya bırakılınanın olağanüstü korkunçluğu arasında mizacım gereği asla doğru bir bağlantı kurmayı başaramadım. Devasa adamın, babamın, en üst merciin neredeyse nedensiz gelivereceği, beni gece vakti yatağımdan alıp kapı önündeki koridora bırakabileceği ve onun gözünde böylesi bir hiç olduğum yönündeki kahredici düşünceyle yıllar sonra bile acı çektim. 

 

 


Kafka, Franz. Babaya mektup. Türkiye İş Bankası Yayınları, 2015.

Site Haritası
© Copyright 2020 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri