Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Jean-François Lyotard

Jean-François Lyotard Kimdir?

 

Jean-François Lyotard, 10 Ağustos 1924’te Versailles’da doğdu. Paris’te liseyi bitirdikten sonra Sorbonne’da felsefe okudu, Michel Butor, François Chatelet gibi isimlerle arkadaşlığı burada başladı. 1948 yılında Autun’da başladığı lise felsefe öğretmenliğine, 1950’den 1952’ye dek Cezayir’de, Constantine Lisesi’nde devam etti. Burada sendikacılık faaliyetlerine girişti ve böylece Pierre Souyri’yle dostluğu başlamış oldu. İlk kitabı La Phenomenologie 1954 yılında, Fransa’ya döndükten sonra, PUF yayınlarının “Que saisje” serisinden yayınlandı. Aynı yıl, Souyri ile birlikte, Cornelius Castoriadis ve Claude Lefort tarafından kurulan Socialisme ou barbarie grubuna katıldı, grubun dergisinde Cezayir Savaşı üzerine yazılar yazdı. 1960 yılında Sorbonne’da ders vermeye başladı. 1966’da ise Nanterre (Paris X) Üniversitesi’ne geçti. 1968-1970 yılları arasında CNRS’te (Centre National de la Recherche Scientifique) araştırmacı olarak görev aldı, daha sonra Vincennes (Paris VIII) Üniversitesine profesör olarak atandı. Burada Deleuze’le birlikte deneysel sinema üzerine çalışan bir araştırma ekibinin sorumluluğunu üstlendi. 1971’de aynı zamanda doktora tezi olan Discours, figure yayınlandı. 1974’ten itibaren çeşitli Amerikan üniversitelerinde dersler vermeye başladı ve bundan böyle öğretim hayatının bir bölümünü ABD’de geçirdi. Jacques Derrida ve Louis Marin’le burada yakınlaştı. Estetik, psikanaliz, politika ve sanat başta olmak üzere çok çeşitli alanlarda yazdı. Felsefenin çoğulcu karakterini ve disiplinlerarası geçişleri ön plana çıkaran eserler verdi. 1983’te Derrida ile birlikte College Internationale de Philosophie’nin kurulmasına öncülük etti. Aynı yıl Le Differend yayınlandı. 1985 yılında Thieıry Chaput ile birlikte Centre Georges Pompidou’da Les Immateriaıvc sergisini düzenledi. 80’lerin sonundan itibaren Uinhumain, Lectures d’enfatıce, Moralites postmodernes gibi birçok önemli kitabın yanı sıra, Peregrinations adıyla felsefi bir otobiyografi kaleme aldı. Kaliforniya Irvine Üniversitesi’nde Distinguished Professor olarak ders verdikten sonra, 1995’te Atlanta Emory Üniversitesi’nde “Robert Woddruff Professor” kürsüsüne layık görüldü. La Confessiotı d’Augustin (1998) ve Misere de la philosophie (2000) ölümünden sonra yayınlandı. Lyotard 1998’de Paris’te öldü. 


Problem: Meşrulaştırma 


Bilginin statüsü sorununu içinde ele almayı amaçladığımız alanı belirleyen çalışma hipotezi işte böyle bir şey. Tamamen başka bir anlayışla önerilse de "toplumun bilişimselleşmesi" adı verilen senaryonun akrabası olan bu senaryonun orijinal olmak, hatta doğru olmak gibi bir iddiası yok. Bir çalışma hipotezinden istenen, güçlü bir ayırt edici yetenektir. En gelişmiş toplumların bilişimselleşmesi senaryosu, hatta belki aşırı büyütme pahasına da olsa, bilginin dönüşümünün ve bunun kamusal iktidar ve sivil kurumlar üzerindeki etkilerinin bazı yönlerini tam olarak aydınlatmaya imkan veriyor ki, bu etkiler başka perspektifler içinde belki pek iyi algılanmayabilecekti. Dolayısıyla, bu senaryoya gerçeklik bağlamında bir öngörü sağlama değeri değil, sorulan soru bağlamında stratejik bir değer atfetmek gerekir. Yine de inarırolabilirliği oldukça güçlüdür ve bu anlamda bu hipotezin seçimi keyfi diye görülemez. Tanımlanması çoktan uzmanlarca geliştirilmiş olup, şimdiden kamu yönetiminin ve tele-iletişim ağlarını yönetenler gibi, işin içinde en dolaysızca yer alan şirketlerin bazı kararlarına rehberlik etmektedir. Demek ki şimdiden kısmen de olsa gözlenebilir gerçeklikler içinde yer almaktadır. Nihayet, örneğin küresel enerji probleminde çözümsüzlüğün sürüp gitmesinden ileri gelebilecek genel bir durgunluk veya resesyon durumu istisna edilirse, bu senaryonun yarıştan birinci çıkma şansı yüksektir: Zira çağdaş teknolojilerin, toplumun bilişimselleşmesine alternatif olabilecek başka nasıl bir doğrultu tutturabilecekleri tahmin edilememektedir. Başka türlü söylersek, bu hipotez "beylik" bir hipotez. Fakat -pek doğal olarak ekonominin büyümesi ve sosyopolitik iktidarın gelişmesinde de yankısını bulan- bilim ve tekniklerdeki ilerlemenin genel paradigmasını yeniden tartışmaya açmadığı ölçüde böyle. Bilimsel ve teknik bilginin biriktiği, irdelenme istemeyen apaçık bir olgu olarak kabul ediliyor, olsa olsa bu birikimin biçimleri tartışılıyor, kimileri bunu düzenli, sürekli ve çelişkisiz, kimileriyse döngüsel, kesintili ve çelişkili olarak tasavvur ediyor. Oysa bu apaçıklıklar yanıltıcı. Bir kere, bilimsel bilgi bilginin tümü değildir; her zaman, burada basitleştirerek anlamsal adını vereceğimiz ve ileride özelliklerini tanımlayacağımız başka bir tür bilginin üstüne eklenmiş, onunla yarışmış ve çalışmıştır. Bu, söz konusu bilginin bilimsel bilgiye üstün gelebileceği demek değil elbette, ama onun modeli iç denge ve "kafa denkliği"  kavramlarına bağlı ki, bunların yanında bilimsel bilgi sönük kalıyor, hele "bilen" karşısında düne göre daha güçlü bir dışsallaşmaya ve kullanıcıları karşısında daha güçlü bir yabancılaşmaya uğrayacaksa. Bu durumun araştırmacı ve öğretimcilerde sebep olduğu moral bozukluğu o kadar ihmal edilemeyecek boyutlara vardı ki, bilindiği gibi bütün en gelişmiş ülkelerde, 60'lı yıllarda, bu meslekleri icraya hazırlananlar yani öğrenciler arasında patlama şeklinde kendini gösterdi ve bu dönem boyunca, buna bulaşmaktan kendilerini koruyamamış olan laboratuvar ve üniversitelerin randımanını hissedilir ölçüde yavaşlattı. Tabi bundan, sık sık yapıldığı gibi, umutla olsun korkuyla olsun bir devrim beklemek o zaman söz konusu olmadığı gibi şimdi de değil; sanayi-sonrası uygarlıkta işlerin gidişatı da elbette bu yüzden akşamdan sabaha değişmeyecek Fakat, bilimsel bilginin halihazır ve gelecekteki statüsünü değerlendirmek söz konusu olduğunda, bu çok önemli bileşeni, bilim insanlarındaki güvensizliği, göz önüne almamak da imkansız. Hele bu güvensizlik, ikinci olarak, asıl temel problemle, yani meşrulaş[tır]ma (legitimation) sorunuyla, etkileşip karışıyorsa... Biz bu terimi burada, çağdaş Alman kuramcıların otorite sorununu tartışırken verdiklerinden daha geniş bir anlamda kullanıyoruz. Bir medeni hukuk yasasını ele alalım; şöyle tertip ediliyor: Filan kategoriye mensup yurttaşlar falan türden bir eylem icra edeceklerdir. Meşrulaş[tır]ma, bir yasak oyucuyu bu yasayı norm olarak yürürlüğe koymaya yetkili kılan süreçtir. Bir bilimsel söylemi ele alalım; şu kurala tabii: Bir söylem bilimsel kabul edilebilmek için filan koşullar dizisini yerine getirmelidir. Meşrulaş[tır]ma burada, bilimsel söylem hakkında konuşan bir "yasa koyucuyu", bir söylemin bu söylemin parçası olabilmesi ve bilim camiası tarafından kaale alınabilmesi için, sözü geçen koşulları (genellikle iç tutarlılık ve deneysel doğrulanabilirlik koşulları) norm olarak koymaya yetkili kılan süreçtir.Bu yakınlaştırma biraz zorlama gibi görünebilir, ama öyle olmadığı ileride görülecek. Bilimi meşrulaştırma sorunu Platon'dan beri yasa koyucuyu meşrulaştırma sorunuyla ayrılmaz biçimde bağlantılı olagelmiştir. Bu perspektif içinde, neyin epistemolojik olarak doğru olduğuna karar verme hakkı, neyin [etik olarak] doğru olduğuna karar verme hakkından bağımsız değildir, ayrı iki otoritenin onayına sunulan söylemler farklı mahiyette olsalar bile. Neden mi? Bilim denen dil ile etik ve politik denen dil arasında ikizlik ilişkisi vardır da ondan: Her ikisi de aynı perspektiften ya da -yeğlenirse- aynı "tercih"ten hareket eder ki, bunun adı da Batı'dır. Bilimsel bilginin bugünkü statüsü incelenirse, birtakım dış güçlere her zamankinden daha bağımlı görünmesine, hatta onların aralarındaki çekişmelerin belli başlı konularından biri haline gelme riskine düşmesine karşın, söz konusu çifte meşrulaş[tır]ma sorununun, sönükleşmek şöyle dursun, daha da şiddetli bir ivedilikle ortaya çıkmaktan geri kalamayacağı görülür. Zira en tamam biçimiyle, yani bilme ile yapabilmenin aynı sorunun iki yüzü olduklarını ortaya koyan tersinirlik (reversion) özelliğiyle, ortaya çıkıyor: Bilginin ne olduğuna kim karar veriyor? Hangi kararı vermenin uygun olduğunu kim biliyor? Bilişim çağında bilgi sorunu, her zamankinden çok daha büyük ölçüde bir iktidar sorunudur. 

 


Lyotard, Jean-François. "Postmodern Durum (Çev. İsmet Birkan)." BilgeSu Yayıncılık, Ankara (2013).

Jean-François Lyotard Kimdir?
Site Haritası
© Copyright 2020 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri