Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Karl Marx Kimdir?

Modern Sosyal Teori

Karl Marx Kimdir?

 

Marx 5 Mayıs 1818'de Almanya'nın batısında, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.Avukat olan babasının yolundan giden Marx, Bonn kentinde hukuk eğitimi aldı.1841 yılında ise Jena Üniversitesi'nde felsefe doktorası yaptı. Eğitimi sırasında Alman filozof Georg Hegel'in düşüncelerinden etkilendi.Orada hayatı boyunca arkadaşı olacak olan devrimci Friedrich Engels ile tanıştı.Fransa'dan sınır dışı edildikten sonra iki yıl boyunca Brüksel'de kaldı ve bu süreçte Engels ile dostlukları pekişti. 1845'te yayınladığı Feuerbach Üzerine Tezler'de yer alan ve bir filozof olarak dünyaya bakışını gösteren şu sözleri, bugün de Londra'daki mezar taşının üzerinde yer alıyor: "Filozoflar şimdiye kadar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa aslolan dünyayı değiştirmektir."

Marx’in yazılarının bir anlamda üç yüz yıllık zaman aralığına uzandığı söylenebilir. Marx, 19. yüzyıldan yaklaşık yirmi yıl sonra dünyaya gelmesine ve yüzyıl bitmeden ölmesine rağmen, yazılan 20. yüzyılda kesinlikle siyasal alanda ve muhtemelen entelektüel dünyada büyük bir etkiye sahipti. Ancak kökleri 18. yüzyıla, 1789 Fransız Devrimi kaynaklı toplumsal ve siyasal değişimlerin patlak verdiği döneme kadar uzanır. Bu yüzden, Fransız Devrimi’nin modern çağdaki yıkıcı etkilerinin resmedildiği Marx’in yazıları, 1789 Fransız Devrimi ile Rusya’da bu devrimden yaklaşık yüz otuz yıl sonra gerçekleşen Ekim Devrimi arasındaki doğrudan süreklilik çizgisinin bir anlatımıdır. 

Marx’in çocukluk dönemi hakkında çok az şey bilinmesine rağmen, onun ergenlik döneminden farklı yazı kırıntıları ve mektuplar kalmıştır. Bunlardan en eskileri Marx’in okul bitirme sınavlarında yazdığı üç kısa denemedir. Bunların çok az gerçek önem veya özgünlüğe sahip oldukları açıktır, ancak bu yazılar Marx’in yetişkinlik dönemindeki çoğu yazısına ilham kaynağı oluşturan büyük bir amacın göstergeleridir.Bu üç denemeden en özgünü “Genç Bir Adamın Meslek Seçimi Üzerine Düşünceler”dir. Bu yazıda, hayat boyu sürdüreceği mesleği seçmeye çalışan bir bireyin ahlakî yükümlülükleri ve ona açık özgürlük imkanları tartışılır. Marx’a göre, bir mesleği seçerken bizi yönlendirmesi gereken “temel ilke” insanlığın refahı, kendi mükemmelliğimizdir. Bu iki ilginin birbirleriyle çatıştığı, birbirini engellediği düşünülmemelidir. Aksine, daha ziyade, doğası insana, sadece toplumunun mükemmelliği ve refahı için çalışarak kendini gerçekleştirebilme imkanı sunar. Tarih, evrensel için çalışarak kendilerini soylulaştırana büyük insan der. Bu bakış açısı, bir üniversite öğrencisi olarak Marx’i -felsefesinde kesinlikle kendini gerçekleştirme, “kendi mükemmelliğimiz”in doruğuna ulaşma teorisi bulunan- Hegel’i yakından incelemeye iter. 

Marx, 1837 tarihli bir mektubunda, babasına Kant ve Fichle’nin felsefesini doyurucu bulmadığını ve sonunda, gençlik sevdası lirik şiirsellikten vazgeçerek Hegel “okyanusuna daldığını” yazar. Ancak başlarda bir öğrenci olarak Hegel’in felsefi sisteminden büyülense bile, Marx’in kör Ortodoks Hegelci bir konumda olmadığı açıktır. Marx’in Hegelciliğin cazibesine ilk kapıldığı nokta Berlin’de öğrenciyken felsefe ve hukuk üzerine okumalarında tuttuğu notlarda görülebilir. Kamçı “olan/olması gereken” düalizmi, Marx’a, amaçlarına ulaşmak için felsefeden yararlanmak isteyen bir bireyin istekleriyle kesinlikle uyuşmaz görünür ve Marx bu görüşe hayatı boyunca tamamen sadık kalır. Aynı itiraz Fichte’nin felsefesi için de geçerlidir: Bu felsefe, mantık ve hakikatin (örneğin, sırasıyla matematik ve ampirik bilimle ilişkili) özelliklerini insan öznenin sürekli gelişmekte olan dünyaya müdahalesinden ayırır. Bu yüzden, Fichte’nin hareket noktasının yerine “nesne bizzat kendi gelişimi içinde araştırılmalıdır” görüşünü benimseyen bir yaklaşım geçirilmelidir; yani, “hiçbir keyfi ayrım yapılmamalı; şeyin mantığı /gerekçesi (rationale) (Vernunft) bizzat kendi çelişkililiği içinde ortaya çıkartılmalı ve birliği bizzat kendi içinde aranmalıdır”.
 
Marx problemleri tek başına çözemeyeceğini anlar; böylece kaçınılmaz olarak, kendi düşünce çerçevesi içinde bir bütün olarak idealist Alman felsefesinin gelişme sürecini -Kant’tan Fichte’ye ve oradan Hegel’e geçerek- araştırmaya yönelir. Ancak Marx’i Hegel’e çeken ilk şey ne onun muazzam kapsamlılığı ne de aslında felsefi öncüllerinin kendine has içeriğidir; aksine, klasik Alman felsefesinde, Hegel’in etkisiyle, Kant’ın temel mirasının biçimlendirdiği dikomatik unsurlar arasında sağlanan kapanmadır. Hegel’in Marx üzerindeki etkisinin bir ölçüde bağımsız iki kaynağı vardır: Bu iki kaynak, Hegelciliğe ve Hegel’in muhafazakarlığına karşı farklı siyasal bakış açılarının bir karışımıdır. Bunlardan ilki, Berlin’deki dersleri Marx’i oldukça etkileyen Eduard Gans’ın öğretileridir. Gans, Hegel’i Saini-SimonculukLan alınan güçlü bir unsurla zenginleştirir.  Bununla beraber, Marx zaten gençlik döneminin başlarında kesinlikle Saint-Simoncu düşüncelerle ilişkiliydi; kişiliğinin şekillendiği dönemde Saint-Simon’un Marx üzerindeki etkisinin bazı açılardan Hegel’inki kadar büyük olduğu görüşü, bu etkinin bir kanıtı olarak verilebilir.Marx’in Hegel’i benimsemesinde rol oynayan ikinci faktör onun Berlin Üniversitesi “Doktorlar Kulübü”ne üyeliğidir. Marx bu çevrede Hegel’in genç izleyicilerinden oluşan -Bruno Bauedin öne çıktığı- heterojen bir karışımla tanışır. Bauer ve onun çevresinde toplanan “Genç Hegelciler”in yakından ilgilendikleri problemler, Hegel’in yazılarının ayrılmaz bir parçası olan Hıristiyan teolojiyle ilişkiyi sürdürmekteydi. Bauer’in düşüncelerinin güçlü etkisi Marx’in Demokritos ve Epikür’ün felsefelerini karşılaştırmalı olarak incelediği doktora tezinde gözlenir. Ancak yaklaşık olarak Marx’in doktora tezini sunduğu dönemde Feuerbach Hıristiyanlığın Özü’nü (1841) yayımlar. Engels daha sonra Feuerbach’m bu kitabının Genç Hegelciler üzerindeki etkisini bir kitabında şöyle betimler: “Tılsım bozuldu: ‘Sistem’ paramparça oldu ve bir kenara atıldı… Coşku geneldi: Hepimiz bir anda ‘Feuerbachcı’ olduk.” Marx’in gelişen düşüncesi üzerindeki açık etki gerçekte kesinlikle çok daha kapsamlı, ancak yaklaşık kırk yıl sonra Engels’in açıklamasında belirtilene göre daha az doğrudandır. Marx, Hegel konusunda olduğu gibi, Feuerbach’ın konumunu da tamamen benimsemez.Yine de Feuerbach’m Genç Hegelciler üzerinde ki etkisinin 1842 sonlarına kadar büyük ölçüde sürdüğü kesindir. Marx’ın 1843’te yazdığı Hegel’in devlet felsefesini eleştirisi büyük ölçüde Feuerbach’m etkisi altındadır: Feuerbach’ın hareket noktası, 1844 Ekonomik ve Felsefi Elyazmalan’nın da temelini oluşturur. 

Feuerbach, Hıristiyanlığın Özü’nde ve sonraki yayımlarında, insanlık üzerine araştırmanın hareket noktasının “gerçek, maddi dünya”da yaşayan “gerçek insan” olması gerektiğini açıkça vurgulayarak, Hegel’in felsefesinin idealist öncüllerini tersine çevirir. Hegel, “gerçeğin”, “tanrısal” kaynaklı olduğunu düşünürken, Feuerbach’a göre tanrısal, gerçeğin aldatıcı bir yansımasıdır. Varlık, varoluş, insanların içinde eylemde bulunmadan önce yaşadıkları dünya hakkında düşünmemeleri anlamında düşünceden önce gelir: “Varlık düşünceden değil, düşünce varlıktan gelişir.” Hegel insanlığın gelişimini kendi içinde bölünmüş bir Tanrı fikri çerçevesinde ele alır. Feuerbach’ın felsefesinde, Tanrı sadece insan kendi içinde bölündüğünde, kendine yabancılaştığında var olabilir. Tanrı, insanın en üst güçleri ve yeteneklerini yansıttığı, böylece mükemmel ve her şeye kadir olarak, sınırlı ve mükemmellikten yoksun insanla tezat içinde görülen hayali bir varlıktır. Ancak aynı zamanda, Feuerbach’a göre, Tanrı’yla insan arasındaki benzerliğin derinliği insani kapasitelerin gerçekleştirilmesi için olumlu bir ilham kaynağı olabilir. Felsefenin görevi, Hegelci perspektifi tersine çevirerek ve böylece maddi dünyanın önceliğini savunarak, yabancılaşmış insanın eski benliğine kavuşmasına yardımcı olmaktır. Dinin yerini, daha önceden Tanrı iradesine yönelik olan sevginin artık insana odaklandığı, insanlığı birliğini yeniden sağlamaya, kendisi için insana götürecek hümanizm almalıdır. Eski felsefe “düşünülmeyen şey varoluşa sahip değildir” derken, yeni felsefe, aksine, “sevilmeyen, sevilemeyen şey varoluşa sahip değildir” der.
 
Feuerbach’m düşüncelerini özümseyen Marx, bu yeni perspektifin içeriğini ortaya koymaya ve onu siyaset alanına uyarlamaya çalışırken ister islemez Hegel’e dönmek zorunda kalır. Feuerbach’m felsefesinin Marx’i cezbeden yanları aslında onu Hegel’e çeken yanlarla aynıdır: Analiz ve eleştiriyi birleştirmeye ve böylece felsefeyi “gerçekleştirmeye” olanak sağlayan imkanlar. Genellikle, Marx’in siyaset ve sanayide yabancılaşma konusundaki erken dönem yazılarının, Feuerbach’ın “materyalizmi” nin -ancak onun ilgilenmediği- farklı toplum alanlarını içerecek biçimde genişletilmesinden fazlasını ifade etmediğine inanılır. Ancak bu yanıltıcıdır: Marx, Feuerbach’ın kendi felsefesi için temel önemde gördüğü şeyi -onun Hegel’e bir “alternatif” oluşturduğunu ve böylece yerini aldığını- hiçbir yerde kabul etmez. Marx, Feuerbach’a coşkuyla sarıldığında bile onu Hegel’le birleştirmeye çalışır. Marx böylece, Hegel’in felsefesi için temel önemde olan, ancak Feuerbach’ın - gerçekte böyle bir niyeti olmasa da- büyük ölçüde terk ettiği tarihsel perspektifi alıkoyar. 


Materyalist Tez 


Alman İdeolojisi ve sonraki yazılarda oluşturulan genel tarihsel materyalist anlayış Feuerbach’ın anlayışından ve daha önceki felsefi materyalist yaklaşımlardan oldukça farklıdır. “Materyalizm”, Marx’in kullandığı anlamda, mantıksal olarak oluşturulan ontolojik bir argümanı ifade etmez. Kuşkusuz Marx, fikirlerin, bilinebilir maddi bir dünya ile duyusal ilişki içindeki insan beyninin ürünleri oldukları iddiasını temel alan “realist” bir bakış açısını benimser; fikirler insan zihninde deneyimlerden bağımsız, verili içkin kategoriler olarak yer almazlar. Ancak bu, kesinlikle determinist bir felsefi materyalizmi toplumun gelişimi üzerine bir yoruma uygulamayı gerektirmez. İnsan bilinci, özne ve nesne arasındaki -insanın içinde yaşadığı dünyayı aktif bir biçimde biçimlendirirken aynı zamanda dünyanın da onu biçimlendirdiği- diyalektik karşılıklı etkileşim içinde şekillenir. Buna örnek olarak, Marx’in -Feuerbach Üzerine Tezleride bir noktayı açıklarken- maddi dünya hakkındaki algılarımızın bile toplum tarafından koşullandırıldığı tespiti verilebilir. Feuerbach, duyusal algının sabit ve değişmez olmayıp, aksine aşağıdaki niteliklere sahip olgusal bir dünyayla bütünleştiğini göremez. Bu olgusal dünya, tarihsel bir üründür; her biri bir öncekinin omuzlarında yükselen, ayrıca kendi sanayi ve ilişkisini geliştiren, kendi toplumsal düzenini değişen ihtiyaçlarına göre yeniden ayarlayan tüm bir nesiller dizisinin etkinliğinin sonucudur. En basit duyusal kesinlik” nesneleri bile, birey için sadece toplumsal gelişme, sanayi ve ticari etkileşim aracılığıyla yer alır.'

Marx’a göre, tarih insani ihtiyaçların sürekli yaratılması, doyurulması ve yeniden yaratılması sürecidir. İnsanları hayvanlardan ayıran özellik, ihtiyaçlarının sabit ve değişmelerden bağımsız olmamasıdır. Bu nedenle emek, yani insanlarla doğal çevreleri arasındaki yaratıcı alışveriş, insan toplumunun temelini oluşturur. Bireyin kendi maddi çevresiyle ilişkisi, üyesi olduğu toplumun özel karakteristikleriyle dolayımlanır. İnsan toplumunun gelişimini araştırırken, insani varoluşun olmazsa olmaz koşulunu oluşturan somut toplumsal yaşam süreçlerini ampirik olarak inceleyerek işe başlamamız gerekir. Marx’in bu konuyla ilgili uzunca ifadesini aktarmak yararlı olacaktır: Bu yaklaşım biçimi öncüllerden yoksun değildir. O, gerçek öncüllerle başlar ve onları bir an için bile bırakmaz. Onun öncülleri, hayali bir soyutlama ve değişmezlik içindeki değil, aksine belirli koşullar altında fiilen, somut olarak algılanabilir bir gelişme süreci içindeki insanlardır. Bu aktif yaşam süreci betimlenir betimlenmez, tarih (kendileri hala teorik düzeyde kalan) materyalistlerde ölü bir olgular toplamına veya idealistlerde hayali öznelerin hayali bir etkinliğine dönüşür. Spekülasyonun sona erdiği yerde -gerçek hayatta- hakiki, pozitif bilim, yani pratik etkinliğin, insanların pratik gelişim süreçlerinin temsili başlar. Bilinç hakkında konuşma sona erer ve onun yerini gerçek bilgi almaya başlar. Gerçeklik dile getirildiğinde, bağımsız bir bilgi dalı olarak felsefe varoluş nedenini yitirir. En iyisinden, onun yerini insanların tarihsel gelişimlerini gözlemlerden elde edilebilecek en genel sonuçların bir sentezi alabilir. Bu soyutlamalar, gerçek tarihten bağımsız olarak kendi başına herhangi bir değerden yoksunlardır. Onlar sadece tarihsel materyallerin düzenlenmesini kolaylaştırmaya, onun bağımsız katmanlarının dizilişini göstermeye hizmet edebilir. Ancak kesinlikle, felsefede olduğu gibi, tarihsel çağları düzgün bir biçimde süsleyen reçeteler veya şemalar sağlamazlar. Aksine, sıkıntılar sadece ilk olarak, -ister geçmiş çağa isterse günümüze ait- materyalleri gözlemlemeye ve düzenlemeye başladığımızda -gerçek tasvir esnasında- ortaya çıkar. 

Marx, açık bir ifadeyle, insan ve doğa arasındaki yaratıcı ve dinamik etkileşimle, yani insanın bizzat kendini yarattığı üretken süreç üzerinde temellendirilecek ampirik bir toplum bilimine ihtiyacı vurgular. Marx’in toplumsal gelişmesinin ana “evreleri” düşüncesi, onun çalışmasındaki diğer birkaç alanla birlikte, dağınık haldeki materyallerden oluşturulmak zorundadır. Alman ideolojisinde sunulan şema sayılmazsa, Marx hiçbir yerde belirlediği toplum tipleri hakkında bütünlüklü bir açıklama sunmaz. Yine de, Marx'in toplumsal gelişme anlayışını biçimlendiren genel ilkeler açıktır. Marx’in belirlediği her farklı toplum tipi kendi karakteristik iç gelişme dinamiklerine veya “mantığına” sahiptir. Ancak bunlar sadece geçmişi de kapsayan ampirik analizlerle ortaya çıkartılabilir ve analiz edilebilir. Bunun hem genel teorik bir ilke olduğu hem de daha özelde bir toplum tipinden diğerine gelişme sürecinin izinin sürülmesi anlamına geldiği vurgulanır. Marx’in ifadesine göre, “Tarih, her biri materyaller, sermaye birikimleri, tüm önceki kuşaklar tarafından miras bırakılan üretici güçleri kullanan ve bu yüzden, bir yanda, geleneksel etkinliği tamamen değişik koşullarda sürdüren ve öte yandan, eski koşulların yerine tamamen değişik bir etkinliği geçiren farklı kuşakların birbirini izlemesinden başka bir şey değildir.” O, basitçe tarihe “amaçlar” yükleyen - “sonraki tarihin öncekinin amacı haline getirildiği- ereksel (teleoogical) bir çarpıtmadır”. 

Marx, kapitalist aşamanın her modern toplumda komünizmin kurulmasının gerekli ön koşulu olduğunu ileri sürerek, tek doğruluğu bir yaklaşımı reddettiğini ifade eder. Daha önceki tarihsel dönemi açıklayıcı bir örnek olarak Roma’yı verir. Bir sonraki dönemde Batı Avrupa’da kapitalizmin oluşmasında rol oynayan belirli koşullar zaten Roma’da vardı; ancak Roma ekonomisi kapitalist üretime yol açmak yerine kendi içinde çözüldü. Bu örnek, “belirgin bir benzerlik gösteren, ancak farklı tarihsel bağlamlarda yaşanan olayların tamamen farklı süreçler yarattıklarını gösterir.” Bu süreç, söz konusu durumlar birbirinden bağımsız olarak araştırıldığında anlaşılabilir, “ancak, tarih üstü tarihsel felsefi teorik bir çerçeveye bağlı kaldığımızda onları asla anlayamayız”.'

Marx’in toplum tipolojisi, iş bölümündeki ilerleyici farklılaşmanın gelişiminin izini sürmeye dayanır. Onun 1844 Elyazmaları'nda ifade ettiği gibi, iş bölümünde genişleme, yabancılaşma ve özel mülkiyetin gelişimiyle aynı anlama gelir. Sınıflı toplumun ilk farklılaşmamış komünal mülkiyet sisteminden ortaya çıkışının kaynağında kesinlikle iş bölümünde uzmanlaşma yatar; insanları, kendi özel mesleki uzmanlıklarına göre (yani, “ücretli emekçi” olarak) tanımlayan iş bölümü, onların “genel” üreticiler olarak tüm kapasitelerini yadsır. Bu suretle: “İş bölümündeki farklı gelişme evreleri sadece oldukça farklı mülkiyet biçimleri demektir; yani, iş bölümündeki mevcut bir evre, aynı zamanda, bireylerin birbirleriyle ilişkilerini materyal, araç ve emeğin ürünüyle ilişki içinde belirler.” 

 


 Giddens, Anthony. "Kapitalizm ve Modern Sosyal Teori, Çev." Ümit Tatlıcan, İstanbul, İletişim Yayınları (2009).

Karl Marx Kimdir?
Site Haritası
© Copyright 2020 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri