Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Michel De Certau

Tüketicilerin Üretimi

Michel De Certau Kimdir?

 

Michel De Certeau 1925'te Chambery'de doğdu. Felsefe, klasik edebiyat, tarih ve ilahiyat okuduktan sonra 1950'de Cizvitlere katıldı. İlk dönemde özellikle Rönesans'tan Klasik Çağ'a kadar mistik metinler üzerinde çalıştı. Çalışmalarında antropolojinin, dilbilimin ve psikanalizin yöntemlerini kullandı. Avrupa ve Amerika'da çeşitli üniversitelerde dersler verdi, ortak çalışmalar yürüttü. Araştırma alanları çok çeşitli olsa da temelde iktidar aygıtları karşısında sıradan insanın geliştirdiği açık ya da örtük savunma strateji ve taktikleri üzerinde durdu. Uzlaşımcı yaklaşımların dışında bir bilimsel bakışı vardır. Kitapları arasında şunlar sayılabilir:


⁃    Le Memorial de Pierre Favre (Pierre Favre anmalığı, 1960); 
⁃    La Prise de parale (Söz alma, 1994); 
⁃    L’Absent de l'histoire (Tarihte olmayan, 1973); 
⁃    La culture au pluriel (Çoğul kültür, 1974); 
⁃    L’Ecriture de l'histoire (Tarihin yazımı, 1975) ; 
⁃  Hisıoire et psyclıanalyse entre science et fiction (Bilim ile kurgu arasında tarih ve psikanaliz, 1987); 
⁃    La Faiblesse de croire (İnanma zayıflığı, 1987); 
⁃    L'Ordinaire de la communication (İletişimin sıradanlığı, Luce Giard'la birlikte, 1983); 
⁃    L'Etranger ou l'union dans la difrence (Yabancı ya da farklılıkta birleşme, 1991). 

 


Tüketicilerin Üretimi

 

"Halk kültürü" ya da marjinalliklerle ilgili çalışmalardan türeyen, günlük alışkanlık, tutum ve uygulamalarla ilgili sorgulamalar, olumsuz bir biçimde, kültürel farklılığı, "karşıt-kültür" bayrağını taşıyan gruplarla sınırlamamak gereğiyle tanımlandı. "Karşıt-kültür" tanımına sahip çıkan gruplar, çoktan tekilleşmiş, genelde belirli ayrıcalıklara sahip ve kısmen de halk seviyesine inmiş gruplardır ve bunlar sadece tanı koymamızı ya da bazı gerçekleri açığa çıkarmamızı sağlarlar. Ama olumlu yöndeki üç belirleme, bu sorgulamayı eklemelemizi sağlar. 

 

Kullanım ya da Tüketim 

 

Toplum tasavvurlarıyla ya da toplumdaki davranış biçimleriyle ilgili olarak kayda değer çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalar sonucunda toplumsal unsurların artık biliniyor olmasından hareketle, bu unsurların gruplar ya da bireyler tarafından kullanımı konusunda ayrıntılı bir çerçevenin çizilebileceğini ve böyle bir çerçevenin çizilmesinin de gerekli olduğunu düşünüyorum. Örneğin televizyon aracılığıyla yayımlanan imgelerin (tasavvurların) analizi ve televizyon karşısında geçen sürenin analizi (davranış biçimi) kültürel tüketicinin bu saatler boyunca ve bu imgelerle ne "imal ettiğinin" incelenmesiyle tamamlanmalıdır. Kent uzamının, süpermarketten alınan ürünlerin ya da basın araçları yoluyla yayılan aniatı ve efsanelerin kullanımı için de aynı durum geçerlidir. Gün ışığına çıkarılacak bu "imalat", bir üretimdir, bir yaratıcılıktır- ancak gizli bir üretim, gizli bir yaratıcılıktır; çünkü bu imalat, "üretim" (televizyon aracılığıyla üretim, kentsel üretim, ticari üretim vb.) sistemleri tarafından tanımlanan ve bu sistemlerin boyunduruğu altında bulunan bölgelere çaktırmadan yayılır, dağılır. Çünkü bu sistemlerin giderek daha da kapsamlı bir biçimde yayılmaları nedeniyle, "tüketiciler" ürettikleriyle ne yaptıklarını gösterebilecekleri bir yer bulamaz olmuşlardır. Merkezi, gürültücü ve göz alıcı olduğu kadar ussal ve yayılmacı olan bir üretim biçimi, "tüketim" olarak nitelendirilen başka bir üretim biçimiyle örtüşmÜştür: Bu üretim, kurnazdır, dağınıktır ancak her yere sızar, sessizdir ve neredeyse görünmezdir, çünkü bu üretim kendini, kendisine ait ürünlerle belli etmez; kendini, egemen ekonomik düzen tarafından dayatılan ürünleri kullanma biçimleriyle ortaya koyar. Bu incelemelere bir örnek vermek gerekirse, İspanyol sömürgecilerin yerli kabilelere karşı elde ettikleri "başarıda" derinden, içten gelen çatlaklar oluşmasına hangi ikircil, anlaşılmaz durumun neden olduğu uzun bir süre önce incelenmiştir: Genelde egemen düzene boyun eğmiş olan hatta boyun eğmekle kalmayıp bu düzeni kabul etmiş, benimsemiş gözüken bu yerliler, onlara dayatılan ritüelleri, tasavvurları ya da kanunları, bunların uygulanmasıyla elde etmeyi düşündükleri sonuçlardan çok daha farklı bir biçimde uygulamış, gerçekleştirmiş kısacası farklı bir biçime sokarak yeniden imal etmişlerdir. Kendilerine dayatılanları, elinden bir türlü kurtulamadıkları bu dayatıcı sisteme yabancı göndermelere dayanarak ve farklı hedeflere yönelik olarak kullanarak ve farklı uygulamalara tabi tutarak, derin bir dönüşüme uğratmışlardır. Yoksa bunları reddetme ya da değiştirme yoluna gitmemişlerdir. Onları dışarıdan "sindirmeye, öğütmeye" çalışan sömürgecilik sistemi içerisinde öteki olarak kalmayı başarmışlardır. Egemen düzeni bu biçimde kullanarak, reddetme imkanlarından ve araçlarından yoksun oldukları erkle oyun oynamışlar; bu düzenin elinden, bu düzeni terk etmeden, bu düzenden uzaklaşmadan, kaçıp kurtulabilmişlerdir. Farklılıklarının gücü, "tüketim" biçimleri ve yöntemlerinden gelmiştir. Daha az bir ölçüde, aynı türden ikircil ve anlaşılmaz bir durum, bizim Batı toplumlarımızda da görülür; "halk" sınıflarının, toplum dilini üreten "aydın sınıfların" dayattığı ve yaydığı kültür araçlarıyla ne yaptıkları ya da bunları nasıl kullandıkları sorusu da böyle bir durumdur. 

Bir tasavvurun ortaya çıkışı ve yayılışı (salık verenler, eğitmenler ya da halka yayanlar tarafından sosyo-ekonomik teşvikin bir kodu olarak öğretilen, dayatılan tasavvurun) bu tasavvuru alıp, kendilerine uygulayacakların kullanım biçimleri üzerinde hiçbir biçimde belirleyici değildir. Bu tasavvurların, üretici değil uygulayıcı konumunda olan kullanıcılar tarafından hangi yönlere saptırıldıklarını incelemek gerekmektedir. Bu durumda, algılayabileceğimiz sadece, imgenin ilk üretimi ile bu üretimin kullanım süreçlerinin ardında gizlenen ikinci üretimi arasındaki ayrım ya da benzerliktir. Bizim araştırmamız bu ayrımda konumlanır. Alınan, algılanan bir söz dağarcığı ve sözdizimiyle, kendine ait, özgün tümceler oluşturma sürecini de bu araştırmanın kuramsal göndermesi olarak kabul edebiliriz. Dilbilimde, "dil ediminin", "dil yetisi" demek olmadığı kabul edilir; konuşma edimi (ve bu kavramın getirdiği tüm sözeelem taktikleri) dil biliyor olma ya indirgenemez. Sözeelem kuramının bakış açısından değerlendirildiğinde, bu incelemede öne çıkan konuşma edimidir; bu bakımdan sözceler, bir dil sistemi içerisinde işler ve bir dilin kullanıcılarının benimseme ya da yeniden-benimseme süreçleriyle ilgilidirler. Sözceleme, belirli bir ana ve bir yere göre bir şimdiki zaman durumu kurgular ve konuşma edimi, ötekiyle (muhatap) bir yer ve ilişki ağı içerisinde gerçekleştirilen bir sözleşme sonucunda gerçekleşir. Sözeeleme ediminin bu dört özelliğini başka eylemlerde de bulmak mümkündür (yürümek, yemek yapmak vb). Bu düzlemde ilerlediğimizde, önümüzde bir erek belirdiğini görüyoruz, ancak bu sadece bazı durumlar için geçerli bir erektir.  Yertilerin yaptığı gibi bu eylemleri gerçekleştirenler, egemen kültürün içinde ve bu kültürün araçlarıyla, daha doğrusu bu kültürün bizzat kendisiyle birlikte, bu egemen kültürün kanunlarını minik parçacıklar haline getirerek kendi çıkarlarına çevirip kendilerine özgü kurallara dönüştürüp "dümenler ve oyunlar çevirerek manevralar yaparlar". Bu yoğun ve karmaşık etkinliğin, işlem ve yöntemlerini, dayanak noktalarını, etkilerini ve olanaklarını belirlemek gereklidir. 

 

 

De Certeau, Michel. "Gündelik hayatın keşfi-I. eylem, uygulama, üretim sanatları." LA Özcan (Çev.). Ankara: Dost Kitabevi Yayınları (2008).

Michel De Certau Kimdir?
Site Haritası
© Copyright 2020 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri