Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

R. D. Laing

Aşkın Yaşantı

R. D. Laing Kimdir?

 

Glasgow Üniversitesinde tıp okudu. İngiliz ordusunda psikiyatrlık yaptı ve Glasgow Üniversitesinde ders verdi. Daha sonra Tavistock kliniğine katıldı ve Londra’da Langham kliniği direktörlüğüne getirildi. 1961-67 arası aile araştırmaları yapan Laing, bir süre de, psikanalist olarak serbest çalıştı. Bir psikanalist ve psikiyatrist olarak araştırmaları aileler, farklı yaşantılar, insani iletişimdeki kusurlar üzerine yoğunlaştı. 

R. D. Laing kelimenin bütün anlamlarıyla sıradışı bir psikiyatristti. Uzun yola çıkmaya hüküm giymiş bir hakikat avcısı yahut yitirilen Hikmet’in peşinde koşturan bir derviş. The Politics of Experience (Yaşantının Politikası) adlı kitabını okuyan binlerce genç okur, hayatlarında ilk defa, pek çok doktor ve bilim adamından farklı olarak felsefe yapmaktan, şiir yazmak ve alıntılamaktan, dinleyicilerini heyecanlandırıp şoka sokabilecek güçlü ve derin duyguları açıklamaktan korkmayan bir tıbbi otoriteyle tanışıyorlardı. İlk kitabı Divided Self (Bölünmüş Benlik) şizofrenin dünyasına bir sokulma, kalıpları kırarak onu anlama denemesiydi. Laing farklı olmasının bedelini Ortodoks çevreler tarafından lanetlenerek, şizofren olarak etiketlenerek ödedi. Ömrünün son yıllarında şizofrenlerle birlikte yaşadı. Laing yıllar ötesinde bugünkü biyolojist paradigmalara cevabını vermişti: “İnsanlar bilardo topları değildir.” diyordu. “A topu B topuna çarpar ve onu hareket ettirir mantığıyla onları kavrayamazsınız.”

 

Aşkın Yaşantı

 

Zemini kayan ve temelleri sarsılan bir çağda yaşıyoruz. Belki hep böyle olmuştur ama başka zamanlar ve yerler için konuşamam. Bugün bunun doğru olduğunu biliyoruz. Bu koşullarda güvensiz olmak için her nedene sahibiz. Dünyamızın nihai temeli söz konusu edildiğinde zeminin farklı kutuplarına gidiyoruz; rollere, durumlara, kimliklere, kişiler arası ilişkilere koşturuveriyoruz. Yalnızca havada olabilecek kalelerde yaşamaya çalışıyoruz, çünkü toplumsal kozmosun üzerine bina edileceği sağlam bir zemin yok. Hepimiz bu olup bitenlere tanığız. Her birimiz kimi zaman bütün durumun aynı parçasını farklı olarak görüyoruz, bizim sorunumuz daha çok asıl felaketin farklı görünümleriyle. 

Yaşantının, meşru yoldan mistik, gayrimeşru yoldan ise delice olduğuna hükmedilebilir. Ayrım kolay değildir, çünkü toplumsal bakış açısından böyle farklı davranış biçimleriyle nitelenen hükümler toplumumuzda sapma olarak değerlendirilmiştir. Kendine dair yaşantıları farklı olduğundan bu şekilde davranır insanlar. Şimdi üzerinde durmak istediğim ise böyle benzersiz bir yaşantının varoluşsal anlamı.

Psikotik yaşantı bizim kamusal (bu, kamuoyumuz anlamındadır) ufkumuzu aşar. Yaşantının hangi kısımları buna yol açmaktadır? Bir başkasıyla paylaştığımız dünya “duygusu”nun benzersiz temellerinin bir kaybını gerektirir o. Eski amaçlar uzun süre canlılıklarını koruyamazlar, eski anlamlar anlamsızlaşır; hayal, rüya, dışsal algılar arasındaki ayrımlar sıklıkla eski biçimlerde işlemez olurlar. Dışsal olaylar, sanki sihirli bir biçimde olup bitiyordur. Rüyalar, başkalarından doğrudan doğruya gelen haberler olarak görünebiliyor. Hayal, nesnel gerçeklik sanılabilir. Ama hepsinin en köktenci olanı, hakiki ontolojik temellerin sarsılmasıdır. Olguların varlığı yer değiştirebilir ve varlık olgusu artık kendisini bize eskisi gibi göstermeyebilir. Ne bir destek ne tutunacak bir yer vardır; belki enkazın parçaları dışında: Birkaç anı, isim, ses, bir-iki eşya, çoktandır kaybolmuş dünyayla bir bağlantı sağlayabilir. Bu boşluk, boş olmayabilir. Görüntüler, sesler, hayaletler, acayip biçimler, şekiller oranın cemaati olabilirler. Dış gerçeklik tantanasının ne kadar temelsiz ne kadar zayıf olduğunu yaşayan tek bir kimse yoktur ki, ulviliğe ulaşamasın onun yerini alabilecek veya onunla birlikte var olabilecek yüce varlıkları anlayamasın. Birisi delirdiğinde, onda bütün varoluş alanlarıyla bağlantı içinde derin bir konum değişimi oluşur. Yaşantısının merkezi, benlikten (ego) kendilik (self)’e hareket eder. Deli, şaşkındır da. Benliğini kendiliğiyle, içeriyi dışarıyla, doğalı doğa üstüyle karıştırır. Yine de o, sefaletiyle, parçalanmışlığıyla kutsanmışlığın mirasıyla olsa bile sıklıkla bizden biri olabilir. Biz onu varoluş tablosundan bir sürgün olarak biliriz, bir yabancıdır, düştüğü boşluktan bize haber veren bir yabancı. Onun boşluğundaysa bizim rüyamızda bile göremeyeceğimiz varlıklar cirit atmaktadır. Onlar, cinleri ve ruhları çağırmaya alışkındırlar; onları bilirler, isimler verirler. O kendiliğinin anlamını, duygularını, bizim bildiğimiz şekliyle dünyadaki yerini kaybetmiştir. Bize öldüğünü söyler. Ama biz, anlamsız görünen görüntü ve sesleriyle bizi usandıran bu deli hayalet tarafından hiç değilse bir teselli olan güvenliğimizde rahatsız ediliriz ve onu kurtarmak, arıtmak, iyileştirmek için kendimizi mecbur hissederiz. Deliliğin mutlaka bir yıkım olması gerekmez. O bir hamle de olabilir. O köleleşme ve varoluşsal ölüm olduğu kadar potansiyel bir yenileşme ve özgürlüktür de. Şimdilerde delilik yaşantısı aracılığıyla varlıklarını gösteren insanların sayısında büyüyen bir artış var. 

 


Sayar, K. "Ruh Hastalığı’nı Anlamak." İstanbul: Kaknüs Yayınları (2001).

R. D. Laing Kimdir?
Site Haritası
© Copyright 2020 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri