Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Serpiştirilmiş Teknolojiler: Foucault

Serpiştirilmiş Teknolojiler: Foucault 

 

İşte bu noktada bu prosedürlerin söylemle kurdukları ilişkiyi irdelemek gerekiyor. Bu prosedürlerin, gelenek ve göreneklerin ya da refleksIerin sürekli olarak kendini tekrar eden istikrarına sahip değildir -bunlar birbirine eklemlenmeyen ya da daha doğru bir deyişle bir söylem olarak eklemlenmeyen bilgilerdir. Çok hareketli oldukları için, sürekli olarak çok çeşitli "ereğe" ve "hamleye" ayak uydurmak durumundadırlar ancak tüm bu hareketlilik içinde sözsel bir açınsamaya da gerek duymazlar. Gerçekten özerk midirler? Bir söylem içindeki taktikler, daha önce gördüğümüz gibi, söylemsiz taktilerin açık göstergesi olabilirler. Böylece eylem, uygulama ve üretim tarzlarına yerleşmiş bu düşünme tarzları, ilginç bir durum oluştururlar. Çünkü bu durum, uygulamaların kuramlarla kurdukları ilişkiler açısından garip ve "kitlesel" bir durumdur.
 
Michel Foucault, 19. yüzyıl başında, hem eğitim-öğretim hem de tıp açısından, cezaya dayalı "gözetim" "prosedürlerinin" nasıl örgütlendiğini incelediği kitabında, eşanlamlı pek çok karşılık kullanmıştır. Özel bir ad altında tanımlanması ve ifade edilmesi neredeyse imkansız olan ve birbirleriyle yakın anlam ilişkileri kuran bu karşılıklar kitabın içinde sanki dans etmektedirler: "düzenek", "enstrümantasyon", "teknikler", "mekanizmalar", "makineler" vb. Bu karşılıklara bakınca, dildeki belirsizlik ve aynaklık durumu şimdiden karşımıza bir gösterge olarak çıkmaktadır. Ancak Foucault'nun bize aktardığı öykünün kendisi bile, büyük bir yanılmacanın öyküsüdür ve "ideolojiler" ve "prosedürler" arasında bir ikilik olduğunu bir koyut olarak kabul eder ve bu biçimde ortaya koyar. Bu ikiliği de bunların birbirinden ayrı evrimleriyle ve kesişim noktalarıyla gösterir. Aslında Foucault'nun incelediği bu ikilik, bir ayrımın ve ayrılık sürecinin bir sonucudur: 18. yüzyılın sonunda, toplumsal uzamı düzenleyen disiplin prosedürleri, devrimci projeleri "işgal etmiş” ve "sömürmüştür". Bedenin ikamesinin, disiplin ve gözetim bağlamındaki bu öyküsü büyük bir ihtimalle Freud'un da çok hoşuna giderdi. 
Foucault'da her zaman olduğu gibi, dram iki güç arasında oynanır. Bu iki gücün zamanı kullanma kumazlığı ilişkileri tersyüz eder. Bir yanda, Aydınlanma'nın, ceza hukuku konusunda devrim yaratan ideolojisi vardır. 18. yüzyıldaki devrimci projeler, Eski Rejimin, belirli bir simgesel değer uğruna seçilmiş, suçlular üzerinde kraliyet düzeninin zaferini dramatize eden, beden bedene gerçekleştirilen, kanlı bir ritüel olan "işkencesinin" yerine, suçlada orantılı olarak, herkese uygulanabilir cezaları koymaya çalışmışlardı. Bu cezalar toplum yaşamı için yararlı, suçlular açısından öğreticiydiler. Aslında okullarda ve ordularda yavaş yavaş oturan bu disiplin prosedürleri, Aydınlanma düşünürleri tarafından geliştirilen o çok geniş ve karmaşık adalet aygıtı üzerinde kısa sürede egemenliklerini kurmuşlardı. Bu teknikler bir ideolojiye ihtiyaç duymadan giderek gelişmiş ve yayılmışlardı. Böylece, hemen her uzam için hücre tipi mekanı yaygınlaştırarak (öğrenciler, askerler, işçiler, suçlular ya da hastalar için) söz konusu uzamın gözlenebilmesini ve bölümlenmesini mükemmel bir biçimde sağlamış oldular. Ve bu uzamları, her türden insan grubunun gözlenerek disipline edilmesini ve "işlenmesini" sağlayan bir araca dönüştürmüş oldular. Burada söz konusu olan, teknolojik ayrıntılar, en ufak parçalara indirgenmiş, etkin ve kararlı işlemlerdi. Bu teknikler bir kuramı hak ediyorlardı: Onlar aracılığıyla tek tip cezanın evrenselleşmesi sağlanmıştı; hapishane sisteminin, devrimci kurumları içeriden alt üst etmesine ve her yerde, ceza hukukunun yerini, "cezaevi sistemine" bırakmasına yola açmışlardı. 

Foucault bu biçimde birbirinden ayrı iki sistem belirlemiştir. Politik beden teknolojisinin, öğretisel bir bütünü irdeleyerek elde ettiği avantajları ortaya koymuştur. Ancak bu iki erk biçimini birbirinden ayırmakla yetinmemiştir. Foucault, bu "ufak çaptaki araçsallaştırılmanın" son derece başarılı bir biçimde yürürlüğe konuluşunu ve giderek yaygınlaşışını izleyerek, bu opak erkin hareket düzeneklerini gün ışığına çıkarmaya çalışmıştır. Bu "opak" erkin bir aidiyeti yoktur, bir şeye sahip değildir, ayrıcalıklı bir mekanı yoktur, ne altı ne üstü vardır, temsili bir etkinliği olmadığı gibi doğmacı da değildir, etkinliğini sağlayan neredeyse sadece özerkliğidir. Bunu da ele aldığı nesneyi uzamsal olarak paylaştırmasını, sınıflandırmasını, incelemesini ve bireyselleştirmesini sağlayan teknolojik kapasitesine borçludur. (Tüm bu sırada, ideoloji ise "gevezelik etmektedir"!) İşte Foucault, bir dizi klinik betim sayesinde (bunlar da mükemmel bir biçimde "panoptiktirler") kendi açısından, "erkin mikrofiziğini" oluşturan "genel kuralları", "işleyiş koşullarını", "teknikleri" ve "işlemleri", birbirinden ayrı "operasyonları", "mekanizmaları", "ilkeleri", "ögeleri" adlandırmaya ve sınıflandırmaya çalışmıştır. Bu diyagram galerisi, söylemsiz uygulamaların toplumsal katmanını bölümlendirmek ve bu uygulamalar üzerinde bir söylem geliştirmek olmak üzere iki ayrı işlevi yerine getirmiştir. Öyleyse, bu incelemenin yalıttığı bu belirgin uygulamaların seviyesi hangi seviyedir? Araştırmalarının stratejisini belirleyen ve bunların en önemli özelliği olan bir geri dönüşle Foucault, söylem uzamını düzenleyen jesti, işte bu seviyede ortaya çıkarır. Ancak ortaya çıkardığı bu jest, Deliliğin Tarihi' ndeki gibi değildir; Deliliğin Tarihi' nde ortaya koyduğu jest, aklın düzenini mümkün kılan bir uzam yaratabilmek için toplumdan dışarı itilmiş, yalıtılmış olanı toplumdan uzak ve ayrı bir yere kapatan epistemolojik ve toplumsal bir jesttir. Oysa burada söz konusu olan jest, bir yere egemen olanların, bu yer içinde, "gözlem" yapabilmesini ve "bilgilenmesini" sağlayacak olan, görünür bir mekan yaratmayı ve bu mekanı çerçeveler içine almayı başaran her yerde yeniden üretilebilen, minicik, ufacık bir jesttir. Bu jesti yineleyen, yoğunlaştıran ve mükemmelleştiren prosedürler, insan bilimleri haline dönüşecek olan söylemi düzenleyenlerdir. Bu noktada, söylemsel olmayan jest tanımlanmış bulunmaktadır. Bu jest, tarihsel ve toplumsal kimi nedenlerden ötürü ayrıcalıklı bir konuma sahip olmuş ve çağdaş bilimsellik söylemine eklemlenmiştir. Bu eserin önümüze açtığı bu çok yeni bakış açılarına -ayrıca farklı bir "tarz" kuramı geliştirilmesine ön ayak olmuştur (tarz yani ilerleme tarzı, metinsel olmayan jest, düşüncenin metnini düzenleyen tarz)- bizim incelememizle ilgili birkaç soruyu dahil etmemiz mümkündür. 

1 . İnsan bilimlerinin arkeolojisini ortaya çıkarmaya soyunarak (Kelimeler ve Şeyler adlı eserinden bu yana açınsanan konu) , "erkin teknolojisi" gibi "ortak bir matris" arayışına girerek, ki bu matris, ilkesel olarak ceza hukukunun (insanın cezalandırılması), insan bilimlerinin (insanın bilgisi) matrisi olacaktır, Foucault, 18. ve 19. yüzyıl arasındaki toplumsal etkinliklerin dokusunu oluşturan prosedürler içinde bir ayıklama işlemine başvurmaya itilmiştir. Bu cerrahi operasyon, giderek çoğalan, büyüyen çağdaş bir sistemden yola çıkarak -adalet ve bilim teknolojisi- tarih içinde geriye gitmekten, tüm bütünü kaplayan kaoserli oluşumu bu bütün içinde bulup çıkarmaktan, bu oluşumun güncel işleyişini, bunun iki yüzyıl önceki doğuşuyla açıklamaktan ibarettir. Foucault, devasa bir tarih yazımı materyali içinden (cezaya, askeriyeye, eğitim-öğretime, tıbba değin) aşamalı olarak giderek artan bir biçimde optik ve panoptik prosedürleri çekip çıkarmıştır. Daha sonra bu prosedürler içinde, belli bir aygıtın, önceleri serpilmiş, dağılmış bir biçimde bulunan, göstergelerini betimlemiştir. Bu aygıtın ögeleri, daha sonra, giderek belirginleşmiş, birbirine eklenmiş ve tüm toplumsal dokuya giderek yayılmış, gelişmişlerdir. 

Tarih yazımı alanındaki bu ilgi çekici "operasyon", birbirine karıştırılmaması gereken iki soruyu da beraberinde getirmiştir: Bir yanda, bir toplumun düzenlenmesinde teknolojik prosedürlerin ve düzeneklerin etkin rolünün ne olduğu sorusu; öte yanda, bu düzeneklerin özel bir kategorisinin nasıl olağandışı bir biçimde gelişmiş olduğu sorusu. Öyleyse şu soruları sormamız gerekmektedir: 

a) Panoptik düzeneklerin oluşturduğu özel bir dizinin ayncalıklı bir biçimde gelişmesini nasıl açıklayabiliriz? 

b) Bu durumda öteki dizilerin konumu nedir? Çünkü bu diziler, kendi sessiz izleklerini takip ettikleri için, ne söylemsel bir oluşuma ne de teknolojik bir sisteme neden olmuşlardır. Bunlar belki de farklı gelişimlerin izlerinin ya da atıklarının oluşturduğu dev bir depo olarak kabul edilebilirler. Bununla birlikte, bir toplumun işleyişini tek ve egemen bir prosedür tipine indirgemek mümkün değildir. Başka teknolojik düzenekler ve bunların ideolojiyle oyunları, yakın zamanlı başka incelemeler tarafından çoktan ortaya konulmuş bulunmaktadır. Bu incelemeler farklı bakış açılarına sahip olsalar da aynı baskın özelliğe parmak basmaktadırlar. Örneğin Serge Moscovici'nin özellikle kent uzamının düzenlenmesiyle ilgili olan araştırmaları ya da Pierre Legendre'ın Ortaçağ adalet sistemiyle ilgili araştırmaları. Bu prosedürler, uzun ya da kısa bir süre için 
değerlenmekte, sonra öteki prosedürlerin oluşturduğu o katmanlı yığının içine düşmekte ve bu arada başka prosedürler, bunların yerini alarak, sistemi "bilgilendirme" rolünü üstlenmektedirler. 

Bir toplumun, kuralcı kurumlarının örgütleyici, kendi alanlarından başka alanlara taşmış uygulamalarından ve her zaman için "en ufak çapta" kalan, sayısız başka uygulamalardan oluştuğunu söyleyebiliriz. Bu "en ufak çaptaki" uygulamalar, bir söylem oluşturmasalar bile her zaman için buradadırlar, vardırlar ve bu toplum ya da başka toplumlar için geliştirilen farklı (kurumsal, bilimsel) varsayımların ön işaretleri ya da izleri olmaya da devam etmektedirler. Bu durumda "tüketim" uygulamaları, Foucault'nun ortaya koyduğu, erkin ikili özelliğinin yani erkin hem uzamları hem de dilleri, kimi zaman en ufak boyutlarda kimi zaman da en büyük boyutlarda düzenleme özelliğinin farkına varılarak, prosedürlerin oluşturduğu bu çoklu ve sessiz depo içinde araştırılmalıdır. 

2. Foucault'nun geriye dönüşlü tarihinde çıkış noktasını oluşturan nihai oluşum (çağdaş gözlem ve disiplin teknolojisi) seçtiği ve incelediği uygulamaların çarpıcı tutarlılığını ortaya koymaktadır. Ama acaba bütün prosedürlerde aynı tutarlılığı bulmak mümkün müdür? İlk bakışta bu soruya "hayır" cevabı verebiliriz. Panoptik prosedürlerin bu olağandışı hatta kansere dönüşen evrimi, tarih içindeki rollerinden ayrı düşünülemez. Çünkü bu prosedürler, bu rolden etkilenmişlerdir ve bu rol çerçevesinde, türdeş olmayan uygulamalarla mücadele etmede ve bunları kontrol etmede bir silah işlevi görmüşlerdir. Dolayısıyla tutarlılık, özel bir başarının yarattığı etkidir yoksa bütün teknolojik uygulamaların ana özelliği değildir. Serpiştirilmiş uygulamaların "çoktanlılık" niteliği, tek tanrıcılık sisteminde, ki panoptik düzeneklerin edindiği ayrıcalığı bu sistemle karşılaştırabiliriz, varlığını sürdürebilir miydi? Elbette serpiştirilmiş uygulamalar, bu tek tanrılı panoptik uygulamaların egemenlikleri altında bulunurlardı ancak bunlardan birinin kazandığı bir zaferin ardından silinip gitmezlerdi. 

3. Özel bir düzeneğin, bir erk teknolojisinin ana örgütleyici ögesine dönüştüğünde geldiği konum nedir? Bu düzenek üzerinde, kendi alanından dışlanılmış  olmanın etkisi nedir? Düzeneklerden biri, bilimsel ve cezaya değin bir sistem olarak kurumsallaştığında bununla, öteki serpiştirilmiş prosedürlerin arasında ne tür bir ilişki kurulur? Bu biçimde ayrıcalıklı bir konuma gelen düzenek etkisini yitirebilir. Foucault'nun ifadesiyle, kendi küçük ve sessiz teknik ilerlemelerinin ona sağladığı bu etkiyi yitirebilir. Bu düzenek, Foucault'nun toplumun belirleyici makinelerinin bulunduğunu söylediği o karanlık katmandan dışarı çıkarak, sessizliklerini sürdüren başka prosedürler tarafından yavaş yavaş "sömürülen" kurumların konumuna gelebilecektir. Belki de gerçekten (en azından bu denemenin varsayımlarından biri budur) gözetim ve disiplin sistemi, 19. yüzyılda daha önceki prosedürler tarafından oluşturulmuştu ve bugün başka prosedürler tarafından "yağmalanmaktaydı".
 
4. Daha ileriye gidebilir miyiz? Gelişip yaygınlaşmalarının ardından, gözetim düzeneklerinin açınsanmış ve Aydınlanma dilinin bir parçası haline gelmiş olmaları olgusu bile, artık söylemsel kurumları belirleyemediklerinin bir göstergesi değil midir? Örgütleyici düzeneklerin meydana getirdikleri etkinin bir sonucu olarak, söylem, işleyebildikleri sayesinde, artık işleyemediklerini ifade edebilecektir. Bu durumda sorulması gereken soru, bu söylem, hangi farklı türdeki düzenek tarafından, bunu kendi nesnesi haline getirmeden bu düzeneğe eklemlenebilecektir? Tabii bir söylem (Hapishanenin Doğuşu'nun söylemi örneğin) ortaya çıkardığı uygulamaları inceleyerek, "ideolojiler" ve "prosedürler" arasında, Foucault tarafından ortaya konulan ayrımı aşmayı başarabildiği sürece. 

Şu an için sadece geçici cevaplar getirebilecek bu sorular, hiç değilse, Foucault'nun, prosedürlerin incelenmesi alanına dahil ettiği dönüşümleri ve ardından önümüze açılan yeni bakış açılarını ortaya koymaktadırlar. Bir vakadan yola çıkarak, düzenekler ile ideolojiler arasındaki ayrışıklığı ve ikincil ilişkileri gösteren Foucault, belirli bir alanı işlenebilir tarihsel bir nesne olarak oluşturmayı başarmıştır. Bu alan, teknolojik prosedürlerin, özel erk etkilerine sahip oldukları, kendilerine özgü ussal işleyişlere uyum sağladıkları ve düzen ve bilgi kurumlarında temel bir dönüş meydana getirdikleri alandır. Geriye öteki prosedürlerin ne oldukları sorusu kalıyor. Bu prosedürler son derece ufak çaptadırlar, tarih onları "ayrıcalıklı" bir konuma getirmemiştir; bununla birlikte, kurumsallaştırılmış teknolojileri arasında sayısız etkinlikte bulunmaktan da geri kalmamışlardır. Bu, genelde, Foucault'nun açınsadığı prosedürlerin her yerde ortaya koydukları ön kabule sahip olmayan prosedürlerin durumudur. Örneğin panoptik makinelerin üzerinde çalışabilecekleri özel bir alana sahip olmaları bu tür bir ön kabuldür. Bu ön kabule sahip olmayan teknikler de işlevsellerdir ancak bunlar başlangıçta, ötekilerin gücünü sağlayan olanaklardan yoksundurlar. Bu teknikler, günlük tüketim uygulamalarına açık bir gösterge oluşturduklarına inandığım "taktiklerdir". 

 


De Certeau, Michel, Lale Arslan, and Mehmet Emin Özcan. Gündelik Hayatın Keşfi: Eylem, Uygulama, Üreim Sanatları. Dost Kitabevi, 2008.

Serpiştirilmiş Teknolojiler: Foucault
Site Haritası
© Copyright 2020 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri